Kıbrıs Rum Yönetimi, göç politikasında ilginç bir ikilem yaşıyor. Bir yanda düzensiz göçmen akınında %87'lik keskin bir düşüşü kutlarken, diğer yanda Avrupa Komisyonu tarafından "dayanışma gerektiren cephe devleti" ilan edildi. Bu paradoksal tablo, adanın hem pratik hem de siyasi boyutlarıyla boğuştuğunu gözler önüne seriyor.
2025 verileri, düzensiz göçmen sayısının 2.281'e kadar gerilediğini ortaya koydu. Bu rakam, 2022'deki 17.286'lık rekor seviyenin neredeyse onda biri. Göçmenlerin 750'si deniz yoluyla, 1.531'i ise -çoğunlukla Türkiye üzerinden- tampon bölgeyi karadan geçerek geldi. Yetkililer, bu yılın ilk on ayında 10.628 kişiyi sınır dışı ederek "sıkı politika" mesajı verdi. Göç Bakan Yardımcısı Nicholas Ioannides, bu istatistikleri "etkili göç yönetimi"nin kanıtı olarak sunuyor.
Ancak Avrupa Birliği, Kıbrıs'ın özel konumunu resmen tanıdı. 2026 ortasında yürürlüğe girecek "Dayanışma Havuzu" mekanizması, adaya otomatik olarak finansal destek ve mülteci yerleştirme kolaylığı sağlayacak. En az 30.000 kişinin yerleştirilmesini öngören sistem, 600 milyon euroluk bütçesiyle Kıbrıs'ın yükünü hafifletmeyi amaçlıyor.
Öte yandan, Kıbrıs'ın sığınma politikaları Avrupa'nın en katı uygulamaları arasında. İlk başvuruda red oranı %69.8'i bulurken, sadece %10.5'lik kesim tam mülteci statüsü alabiliyor. Bu durum, "kapıları sıkı tutma" politikasının göstergesi olarak yorumlanıyor.
Diğer bir önemli gelişme ise sınır kapılarındaki ayrımcı uygulamanın kaldırılması oldu. Kıbrıslı Türkler için ayrılan pasaport kontrol gişeleri, Ekim sonu itibarıyla tarihe karıştı. Polis sözcüsü, "dönemin koşullarının dayattığı bu uygulamanın artık gereksiz olduğunu" belirterek, tüm yolcuların ortak gişelerden işlem yapacağını duyurdu. Fiziki altyapı değişmese de, bu adım toplumlararası ilişkilerde sembolik bir yumuşama olarak kayda geçti.
Sonuç olarak, Kıbrıs bir yandan göçmen akınını dizginlemekte başarılı olduğunu iddia ederken, diğer yandan AB'nin mali desteğine sıkı sıkıya bağlı. Sınırlardaki idari yumuşama ise, uzun vadeli çözüm arayışlarında küçük ama anlamlı bir adım olarak dikkat çekiyor. Görünen o ki, ada yönetimi hem uluslararası arenada destek arıyor hem de içeride "sert politika" imajını korumaya çalışıyor.