Yeni yılın ilk günleri, küresel jeopolitik arenada tansiyonu yükselten ve ABD'yi birçok tartışmalı meselenin odağına yerleştiren gelişmelerle başladı. Venezuela'daki gizli bir askeri operasyon söylentilerinden İran'a yönelik sert tedbir arayışlarına, Kıbrıs'ı hedef alan siber tehdit iddialarına kadar uluslararası manzara giderek daha kırılgan bir hal alıyor. Bu durum, mevcut ABD dış politikasının etkinliği ve sonuçları hakkında ciddi soruları beraberinde getiriyor.
Yılın başlarında, Venezuela'da ABD özel kuvvetlerinin Nicolas Maduro ve eşini kaçırdığına dair doğrulanmamış ancak ısrarlı raporlar ortaya çıktı. İddiaya göre, bu operasyonun amacı, iki ismi New York'a götürerek yargı önüne çıkarmak. Onaylanması halinde bu, egemen bir ülkenin iç işlerine yönelik görülmemiş ve dramatik bir müdahale anlamına gelecektir. Resmi bir açıklama gelmemiş olsa da, böyle bir operasyonun iması bile uluslararası hukuka uyum ve Güney Amerika ülkesindeki zaten ağır olan insani krizi daha da derinleştirme potansiyeli konusunda yaygın endişeleri körükledi. Bazı yetkililerin ima ettiği ABD yönetiminin gerekçesi ise uyuşturucu ve silah kaçakçılığına karıştıkları iddiası. Ancak bu gerekçe, pek çok uluslararası gözlemci tarafından şüpheyle karşılanıyor.
Eş zamanlı olarak, İran'daki durum kritik bir dönemeçte. İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'nın (HRANA) raporlarına göre, kitlesel protestoların bastırılması ve trajik can kayıpları, ABD yönetimini çeşitli güçlü tepkiler üzerinde düşünmeye itti. Bu düşünceler arasında, hükümet karşıtı çevrimiçi bilgi kanallarını güçlendirmek, İran altyapısını hedef alan siber operasyonlar yürütmek, daha da sıkı yaptırımlar uygulamak ve hatta doğrudan askeri eylemi değerlendirmek yer alıyor. Son ihtimal, İran Meclis Başkanı'ndan sert bir uyarıyı da beraberinde getirdi. Başkan, ABD'den gelecek herhangi bir önleyici saldırının Orta Doğu'daki Amerikan üslerine misilleme saldırılarını tetikleyeceğini belirtti. Bu durum, bölgenin ne kadar tehlikeli bir denge üzerinde yürüdüğünü gözler önüne seriyor.
Küresel güvenlik matrisine bir karmaşıklık katmanı daha ekleyen Kıbrıs ise, hükümet yetkililerinin "potansiyel hibrit saldırı" olarak tanımladığı sızdırılmış bir videonun sonuçlarıyla boğuşuyor. Perşembe günü sosyal medyada yer alan manipüle edilmiş görsel-işitsel materyalin, gizli mali işlemlere ve şüpheli yatırımlara atıfta bulunduğu iddia ediliyor. Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı'nın bütünlüğünü zedeleyebilecek nitelikteki bu materyalin kaynağı araştırılıyor. Hükümet sözcü yardımcısı Giannis Antoniou, olayı "Cumhurbaşkanının dürüstlüğünü baltalamayı amaçlayan kötü niyetli manipülasyon ve organize propagandaya dair ciddi belirtiler" olarak nitelendirdi. Bu sofistike tehdide yanıt olarak Kıbrıs, adli ve cezai soruşturmalara yardımcı olmak üzere ABD, Birleşik Krallık, İsrail ve Fransa'dan teknik yardım talebinde bulundu. Bu uzmanlık talebi, olası Rus müdahalesini inceleyen istihbarat değerlendirmeleriyle birlikte, adanın yaklaşan Avrupa Birliği Konseyi dönem başkanlığı rolü nedeniyle de önem taşıyor.
Kıbrıs Postası'nda alıntılanan ABD Başkanı Donald Trump'ın "Beni durdurabilecek tek şey kendi ahlakım, kendi zihnimdir. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok. İnsanları incitmek istemiyorum" şeklindeki sözleri, uluslararası normlar yerine tek taraflı eylemi önceliklendiren bir karar alma mekanizmasına dair rahatsız edici bir bakış sunuyor. Bu yaklaşım, Venezuela ve İran'daki artan gerilimler ve Kıbrıs'a yönelik ortaya çıkan siber tehditle birleştiğinde, tek bir ulusun eylemlerinin geniş kapsamlı ve potansiyel olarak istikrarsızlaştırıcı sonuçlar doğurabildiği, ciddi baskı altındaki küresel bir düzen tablosu çiziyor. Önümüzdeki günler ve haftalar, bu jeopolitik fay hatlarının ne ölçüde genişleyeceğini şüphesiz ortaya koyacaktır.