**LEFKOŞA** – Kıbrıs'taki sivil toplum hareketi 'Alithia-Vatandaşlar İçin Kıbrıs' (Álma), Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides'i, ciddi soruları geçiştirmek ve hukuki ile kurumsal sınırları aşan uygulamaları meşrulaştırmaya çalışmakla topa tuttu. Bu sert eleştiriler, siyasi finansman ve yabancı yatırım çekme süreçlerini gölgeleyen tartışmalı "kara bağış" skandalına ilişkin Cumhurbaşkanı'nın son açıklamalarının ardından geldi.
Dün yayımlanan keskin bir basın açıklamasında, Álma, Cumhurbaşkanı'nın yasal çerçevenin açıkça dışında kalan ve potansiyel olarak suç teşkil eden faaliyetleri normalleştirmeye çalıştığı yönündeki söylemlerinden duyduğu derin hayal kırıklığını dile getirdi. Hareket, özellikle Cumhurbaşkanı'nın, eniştesi ve aynı zamanda Özel Kalem Müdürü olan Charalambos Charalambous ile siyasi hasbihalinden Giorgos Lakkotrypis'in, yabancı yatırımcıları çekme ve lisanslama süreçlerinde yer aldığını kabul etmesine dikkat çekti. Álma, Cumhurbaşkanı'nın bu katılımları sadece "yatırım tanıtımı" veya "kurumsal sosyal sorumluluk" girişimleri olarak çerçeveleme çabasının, şüpheli işlemleri temizlemeye yönelik samimiyetsiz bir girişim olduğunu savunuyor.
Álma'nın suçlamasının özü, Cumhurbaşkanı'nın birbirinden farklı ama bir o kadar da sorunlu uygulamaları kasıtlı olarak birbirine karıştırması algısında yatıyor. Hareket, yabancı yatırımı çekmeyi amaçlayan ve artık itibarı sarsılmış "altın pasaport" programı ile benzer amaçlarla iddia edilen "kara bağışlar" arasında bir paralellik kurarak, Cumhurbaşkanı'nın gayrimeşru veya potansiyel olarak yasa dışı faaliyetlere bir meşruiyet perdesi çektiğini iddia ediyor. Álma'ya göre bu durum, katı hukuki incelemeye tabi tutulması gereken eylemleri güzelleştirerek, siyasi olarak kabul edilemez davranışların kurumsallaşması anlamına geliyor.
İddialarını daha da pekiştiren Álma, Cumhurbaşkanı'nın akrabasının, bir yatırımcıya gizli bir düzenleme önerdiği belirli bir video kesitine dikkat çekti. Álma'nın yinelediği transkript, "iş"in hızlandırılması karşılığında "Kurumsal Sosyal Sorumluluk" amaçlı mali katkılar teklif edildiğini gösteriyor. Álma, bu iddia edilen "verdiğim verin aldığı" türden bir işlem türünün, Cumhurbaşkanı'nın küçümsemeye çalıştığı etik açıdan tavizkar işlemlerin ta kendisi olduğunu savunuyor.
Hareket ayrıca, Cumhurbaşkanı'nın mevcut yaklaşımının selefi Nicos Anastasiades'in yaklaşımını yansıttığı ve güç koridorlarındaki etik açıdan şüpheli uygulamaların gerekçelendirilmesinde bir süreklilik önerdiği çıkarımında bulundu. Álma'nın duruşu, Kıbrıs sivil toplumundaki şeffaflık ve hesap verebilirlik konusundaki daha geniş endişeyi, özellikle de önemli finansal akışları ve yabancı yatırımları içeren siyasi işlemlerde vurguluyor. Cumhurbaşkanı'na yöneltilen suçlamalar, sadece yönetiminin mali usulsüzlüklerle başa çıkma bütünlüğünü sorgulamakla kalmıyor, aynı zamanda kurumsal dürüstlüğün ve hukukun üstünlüğüne bağlılığın aşınması hakkında da ciddi sorular ortaya koyuyor. Bu tartışmanın yankıları derinden hissedilebilir ve kamu güvenini ile Kıbrıs'taki yönetişimin gelecekteki gidişatını potansiyel olarak etkileyebilir.