**LEFKOŞA** – Kıbrıs'ın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolündeki kuzey kesiminde, Aralık ayında tespit edilen ve büyük endişe yaratan Ağız ve Tırnak Hastalığı (ATH) salgınına karşı başlatılan aşı kampanyasının ilk etabı tamamlandı. Yaklaşık 65 bin büyükbaş hayvana ilk doz aşı uygulandığı bildirilirken, önümüzdeki üç hafta içinde ikinci doz aşılamanın başlayacağı öğrenildi. Ancak bu kritik adım, salgın kontrol mekanizmalarının etkinliği, virüsün Güney Kıbrıs'a bulaşma potansiyeli ve bölgesel hayvan sağlığı ile ticareti üzerindeki olası yansımalar konusunda ciddi soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetimi altındaki "yetkili bakanlık" ve "veteriner dairesi", Aralık ayındaki salgın üzerine sıkı biyogüvenlik protokolleri talep etti. Türk Silahlı Kuvvetleri "veteriner birliği" tarafından yasal olarak bağlayıcı kabul edilen bu direktifler, hastalığın ciddiyetini gözler önüne seriyor. İlk doz aşı uygulamasını yapmak üzere yaklaşık otuz seyyar ekip görevlendirildi. Bu hızlı müdahalenin temel amacı, hastalığın daha fazla yayılmasını önlemekti. Ne var ki, önleyici tedbirlerin tam anlamıyla uygulanamadığına dair haberler de basına yansıdı. Yerel "yetkililerin", özellikle giriş noktalarındaki dezenfeksiyon protokollerinde personel yetersizliği ve gerekli dezenfektan malzemesi scarcelığı gibi eksiklikler nedeniyle eleştirildiği belirtiliyor.
Aşı programının aciliyeti, aşılanmamış koyun ve keçilerde devam eden ATH tehdidiyle daha da artıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri "veteriner birliği", bu türlerin acil aşılanması olmadan virüsün yayılma riskinin önemli ölçüde devam edeceğinin altını çiziyor. Bu iç sorunların yanı sıra, Türkiye'den tarım araçları ve ekipmanlarının, özellikle de ikinci el makinelerin ithalatıyla ilgili ciddi endişeler mevcut. Eleştirmenler, bu tür ithalatların hastalığın introduction için güçlü bir vektör oluşturduğunu savunarak, işgal altındaki topraklara girişin her noktasında çok daha titiz bir denetim ve kontrol gerektiğini vurguluyor.
Kıbrıs'taki çiftçileri temsil eden Panagrotikos Syndesmos da sağlam önleyici tedbir çağrısını yineleyerek, tüm paydaşların ortak sorumluluğu ve işbirliğinin paramount olduğunu belirtti. Hayvan sağlığı, tarımsal üretim, halk sağlığı ve üretici geçim kaynaklarının birbiriyle connected olduğunu vurgulayan sendika, tüm bu alanların ATH'nin kalıcı tehdidi tarafından jeopardize edildiğine dikkat çekti. Aşı direktiflerine uymayanlar için yasal sonuçların ortaya çıkma potansiyeli açıkça iletilerek, kampanyanın zorunlu niteliği pekiştirildi.
ATH durumunun özellikle endişe verici bir boyutu, Kıbrıs'ın hükümet kontrolündeki özgür bölgelerine bulaşma riskinin inherent olmasıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolündeki kuzeydeki çiftlikleri izleme veya denetleme yeteneğinden yoksun olan Güney Kıbrıs Cumhuriyeti, coğrafi yakınlık ve "yeşil hat"ın geçirgen doğası nedeniyle elevated bir tehditle karşı karşıya. Kuzeydeki salgınları kontrol edememe durumu, tampon bölge boyunca yoğunlaştırılmış gözetim odaklı, daha yoğun ve coordinated önleyici stratejiler gerektiriyor.
Acil containment'ın ötesinde, ek ilaçlar, operasyonel maliyetler ve çiftliklerin altyapısının iyileştirilmesi için önemli devlet yatırımı talebi de hissediliyor. Bu tür fonlama, uzun vadeli önleyici stratejilerin etkili bir şekilde uygulanması için indispensable olarak görülüyor. Olası ekonomik ramifications dikkate değerdir; çiftlik üreticileri üzerindeki anlık etkiden, halkın gıda güvenliği ve adanın her yerindeki tarım sektörünün bütünlüğüne kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu zorlukların yeterince ele alınamaması, zaten hassas bir ekonomik manzara üzerinde further impacting yaratacak önemli ticari kısıtlamalara yol açabilir.