Dünya şokta! ABD'nin Venezuela'ya yönelik dün gece gerçekleştirdiği "gözü pek" operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in yakalandığı bildirildi. Neredeyse kırk yılın ardından Latin Amerika'ya yönelik en cüretkar müdahale olarak nitelendirilen bu askeri hamle, Washington'ın Venezuela'yı geçici olarak yönetme ve devasa petrol rezervlerini kontrol altına alma niyetini açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, bölgesel jeopolitikte köklü bir değişimin habercisi olurken, tansiyonun daha da tırmanmasından endişe ediliyor.
Edinilen bilgilere göre, Venezuela içinde koordineli hava, deniz ve kara saldırılarıyla gerçekleştirilen operasyon, kilit altyapı ve askeri tesisleri hedef alarak Maduro'nun gözaltına alınmasıyla sonuçlandı. Maduro'nun Cumartesi günü ABD'ye getirildiği, hatta transit sırasında gözleri bağlı ve kelepçeli olduğu yönünde haberler var. Pazar günü New York'ta bir gözaltı merkezinde olduğu ve Pazartesi günü Manhattan'da mahkemeye çıkacağı belirtiliyor. ABD Başkanı Donald Trump, Mar-a-Lago'daki açıklamasında, "güvenli, uygun ve sağduyulu bir geçiş" sağlanana kadar ülkeyi yöneteceklerini ifade ederek, Amerikan petrol şirketlerinin gelecekteki rolüne işaret etti.
Bu cüretkar adım, Maduro yönetimini felce uğratmayı amaçlayan yoğun petrol ablukasıyla aynı zamana denk geliyor. Venezuela petrolü taşıdığı şüphesiyle gemilere el konulması, Maduro'nun müttefikleri tarafından "emperyalist bir petrol gaspı" olarak nitelendiriliyor. ABD ise eylemlerini Maduro'ya yöneltilen kapsamlı uyuşturucu suçlamalarına bir yanıt olarak sunuyor. Ancak Venezuela'nın başını çektiği ve Rusya ile Çin'in de desteklediği eleştirmenler, acil olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni toplayarak bu müdahaleyi uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak kınadı.
Maduro'nun yakalanmasının yankıları anında ve geniş çaplı oldu. Venezuelalılar, başkent Caracas sokaklarının olağandışı bir sessizliğe büründüğü, bazı vatandaşların temel ihtiyaç maddelerini stokladığı bir belirsizlik ortamında güne uyandı. Operasyon sırasında başkentin bazı bölgelerinde elektrik kesintileri yaşandığı, güvenlik güçlerinin görünür şekilde konuşlandırıldığı rapor edildi. Uluslararası tepkiler ise keskin bir şekilde bölündü. Fransa gibi bazı ülkeler Maduro'nun görevden alınmasını memnuniyetle karşılarken, aynı zamanda itidalli davranılması ve barışçıl, demokratik bir geçiş talep ettiler. Ancak İspanya, uluslararası hukuk çerçevesinde meşruiyetini tanımayacağını belirterek ABD müdahalesini kesin bir dille reddetti. Diğer Latin Amerika hükümetleri ise potansiyel bölgesel istikrarsızlık riskini göz önünde bulundurarak temkinli açıklamalar yaptı.
Jeopolitik sonuçlar ise elle tutulur cinsten. Batı Teksas Orta (WTI) ham petrolü vadeli işlemleri, açıklamanın ardından hemen yükselişe geçti ve Venezuela'nın petrol endüstrisinin küresel ekonomik önemini vurguladı. Bu arada Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar, Kıbrıs gibi ülkelerin Avrupa Birliği aracılığıyla yanıtlarını koordine etmesiyle bu karmaşık krizi yönetme gibi zorlu bir görevle karşı karşıya. Nicolas Maduro'nun yakalanması, Irak ve Afganistan gibi bölgelerdeki geçmiş ABD müdahalelerinin acı verici anılarını yeniden canlandırarak Latin Amerika'yı on yılların en çalkantılı dönemine sürükleyen bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Önümüzdeki günler, bu dramatik müdahalenin tam boyutunu ve Venezuela ile daha geniş uluslararası toplum için uzun vadeli sonuçlarını şüphesiz ortaya koyacaktır.