**WASHINGTON D.C.** – ABD ordusu, uyuşturucu kaçakçılığına karıştığına inanılan tekneleri hedef alan son operasyonunda beş kişinin hayatını kaybettiğini doğruladı. Çarşamba günü gerçekleşen saldırı, artan can kaybı bilançosuna eklenirken, ABD güçlerinin uluslararası sulardaki angajman kurallarına ilişkin soruları da yeniden gündeme getiriyor. Bu son olay, Salı günü en az üç şüpheli kaçakçının daha öldüğü benzer bir operasyonun ardından geldi.
Bu operasyonlar, Karayipler ve Doğu Pasifik'teki uyuşturucu kaçakçılığı rotalarını sekteye uğratmak amacıyla 2 Eylül'de başlatılan daha geniş ve yoğunlaştırılmış bir kampanyanın parçası. ABD Güney Komutanlığı'nın Eylül başından bu yana otuzdan fazla benzer saldırı gerçekleştirdiği ve toplam can kaybının 110'u aştığı bildiriliyor. Bu operasyonların belirtilen amacı, yasa dışı maddeler taşıdığı şüphelenilen tekneleri durdurmak; bu da Trump yönetiminin ilan ettiği "uyuşturucuyla savaş"ın kilit bir bileşeni.
Çarşamba günkü saldırının tam yeri açıklanmasa da, önceki operasyonlar hukuki parametrelerinin son derece karmaşık olduğu uluslararası sularda gerçekleşti. ABD ordusunun yaklaşımı, şüpheli kaçakçılık teknelerine doğrudan saldırıları içeriyor. 30 Aralık'tan kalma belgelenmiş bir olayda, iki teknedeki kişilerin, tekneler batırılmadan önce araçlarını terk edip denize atladıkları rapor edildi. ABD Güney Komutanlığı, "kalan narko-teröristlerin diğer iki tekneyi terk ederek, takip eden müdahalelerle tekneleri batırılmadan önce kendilerini uzaklaştırdıklarını" belirtti.
Ancak artan can kaybı sayısı Washington'daki yasa koyucuların dikkatini çekmeye başladı. Özellikle "çifte vuruş" olarak tanımlanan bir taktik konusunda endişeler dile getiriliyor. Bu taktik, ilk saldırının ardından, en az bir bildirilen vakada, ilk saldırıdan kurtulan ve teknenin enkazına tutunan kişileri öldürmüş gibi görünen ikincil bir saldırıyı içeriyor. Bu taktikler, bazı hukuk uzmanlarının devam eden operasyonların gri bir alanda faaliyet gösterebileceğini ve silahlı çatışmaları yöneten yerleşik uluslararası yasaları potansiyel olarak ihlal edebileceğini öne sürmelerine yol açtı.
Bu saldırıların kümülatif etkisi, yalnızca kaybedilen yaşamlar açısından değil, aynı zamanda potansiyel hukuki ve diplomatik sonuçlar açısından da önemlidir. Bu durdurma eylemlerinin sıklığı ve yoğunluğu devam ederken, odak noktasının bu tür zorlayıcı eylemlerin gerekçelendirilmesi ve özellikle yargı yetkisi ve hesap verebilirliğin karmaşık olabileceği uluslararası sularda ölümcül kuvvet kullanımını yöneten uluslararası normlara uyum üzerinde kalması muhtemeldir. Yönetimin uyuşturucu karşıtı hedeflerine bağlılığı sarsılmaz görünüyor, ancak kullanılan yöntemler giderek daha yoğun bir tartışma konusu haline geliyor.