The New York Times'ın son soruşturması, Donald Trump yönetiminin hem kritik geçiş döneminde hem de başkanlığı sırasında Moskova ile doğrudan temas kurmak için yürüttüğü bir dizi gizli girişimi gün yüzüne çıkardı. İddialara göre, Ukrayna'daki çatışmaya bir an önce son verme amacıyla yapıldığı öne sürülen bu temaslar, ABD'nin yerleşik dış politikasından sapma potansiyeli taşıyor ve Kiev'in egemenliği tam olarak gözetilmeden tek taraflı bir gerilim azaltma çabası endişelerini beraberinde getiriyor.
Ortaya çıkan bilgiler, Trump ekibinin henüz göreve başlamadan bile, Rus yetkililerle doğrudan görüşme izni için göreve gelecek olan Biden yönetiminden aktif olarak yetki talep ettiğini gösteriyor. Bu talebin, gizli bir mektup aracılığıyla iletildiği ve Joe Biden tarafından reddedildiği anlaşılıyor. Biden'ın, Ukrayna'nın zararına olabilecek müzakereleri meşrulaştırmanın uygunsuz olacağını düşündüğü belirtiliyor. Beyaz Saray'ın, müttefiklerle birlik olunması ve Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne desteğin sürdürülmesi öncelikleri arasında olduğu anlaşılıyor.
Bu resmi ret kararına rağmen, eski başkanın Rusya ile doğrudan temas kurma eğilimi devam etmiş. Gelen bilgiler, geleneksel diplomatik kanalların dışına çıkarak arka kapı yöntemlerinin kullanıldığını gösteriyor. Özellikle, Trump'ın yakın çevresinden ve Ortadoğu işlerinden sorumlu temsilcisi Steve Witkoff'un, Suudi Arabistan içindeki bağlantılarını kullanarak Rusya devlet yatırım fonu başkanı Kirill Dmitriev ile temas kurmayı kolaylaştırdığı bildiriliyor. Bu dolaylı yaklaşım, Moskova ile geleneksel çerçeveler dışında bir etkileşim kurma stratejisinin kalıcılığını vurguluyor.
Bu gelişmelerin, ABD yönetiminde iç değişikliklere de yol açtığı görülüyor. Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Rusya ile Ukrayna ile temas kurmakla görevli temsilcisi Keith Kellogg'un, Kremlin'e karşı sert duruşuyla bilinen bir isim olmasına rağmen, iddialara göre göz ardı edildiği belirtiliyor. Trump'ın yakın çevresindeki daha şahin bir sesin bu şekilde kenara itilmesi, politikanın daha geniş çaplı bir yeniden düzenlenmesini veya Moskova'ya karşı daha az çatışmacı yaklaşımların tercih edildiğini gösterebilir. Dahası, Pentagon'un da gelişen duruma yaklaşımında önemli ayarlamalar yaptığı bildiriliyor.
Bu temasların zamanlaması özellikle dikkat çekici. Zira bu girişimler, Ukrayna'daki savaşın en acımasız aşamalarına girdiği bir dönemde gerçekleşti. Trump'ın kendisi de yeniden seçilmesi halinde çatışmayı ilk 24 saat içinde çözeceği yönünde kamuoyu önünde vaatlerde bulunmuştu. Bu vaat, kararlılığı nedeniyle övgü alırken, uygulanabilirliği konusunda da şüphe uyandırdı. Başkanlığı öncesinde bile doğrudan iletişim kanalları kurma girişimlerinin raporlanması, çatışmanın gidişatını tek taraflı olarak etkileme yönündeki uzun süredir devam eden bir hırsı düşündürüyor.
Bu iddiaların sonuçları çok yönlü. Resmi ABD politikasını baltalayabilecek ve yanlış hesaplara açık bir ortam yaratabilecek paralel diplomatik çabaların potansiyeli hakkında soruları beraberinde getiriyor. Aracılara güvenilmesi ve yerleşik protokollerin bypass edilmesi, hassas jeopolitik müzakerelere bir öngörülemezlik unsuru katabilir. Uluslararası toplum Ukrayna'daki uzayan çatışmayla mücadele etmeye devam ederken, bu ortaya çıkan detaylar, Trump yönetimi altındaki ABD'nin Rusya'ya yaklaşımını karakterize eden karmaşık ve çoğu zaman şeffaf olmayan manevralara kritik bir bakış sunuyor. Bu gölge iletişimlerinin ABD-Rusya ilişkilerinin geleceği ve Ukrayna krizinin çözümü üzerindeki uzun vadeli etkisi, önemli bir ilgi ve inceleme konusu olmaya devam ediyor.