Dünya, bir yanda aşırı hava olaylarının yıkıcı yüzüyle, diğer yanda da çalkantılı küresel enerji piyasalarının yarattığı belirsizlikle boğuşuyor. Hawaii'nin cennet köşelerinden, Pasifik'in kırılgan ada devletlerine kadar pek çok bölge, bu ikili tehdidin gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor. Hawaii'de eşi benzeri görülmemiş yağışlar ve seller hayatı felç ederken, Pasifik adaları da yükselen petrol fiyatları karşısında yakıt tedariki güvencesi arayışına girmiş durumda.
Hawaii'nin Oahu ve Maui adaları, son on gündür durmak bilmeyen bir yağmur seliyle boğuşuyor. Bazı bölgelerde yağan yağmur miktarı 50 inçi aşarken, toprak doygunluğa ulaştı ve karayollarını sular altında bırakan, evleri basan ve kritik altyapıyı tehdit eden şiddetli sellere neden oldu. Vali Josh Green, halkı durumun ciddiyetini hafife almamaları konusunda uyardı ve acil durum ekipleri şimdiden 230'dan fazla kurtarma operasyonu gerçekleştirdi. Özellikle Oahu'daki bir barajın çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalması, 1 milyar doları aşması beklenen fahiş hasarın boyutunu gözler önüne seriyor. Hafta sonu için de devam etmesi beklenen şiddetli yağış tahminleri, tehdidin ne kadar kalıcı olduğunu gösteriyor.
Eş zamanlı olarak, Samoa ve Tonga gibi Pasifik ada devletleri için yakıtın artan maliyeti ve güvencesiz tedariki büyük bir endişe kaynağı. Enerji ihtiyaçları büyük ölçüde deniz yoluyla ithalata dayanan bu ekonomiler, küresel piyasa dalgalanmalarına karşı son derece savunmasız. Papua Yeni Gine'deki Institute of National Affairs'in İcra Direktörü Paul Barker, "Pasifik ada ülkeleri, yakıt tedarikindeki kesintilere ve artan maliyetlere karşı özellikle savunmasızdır çünkü [çoğu ülke] neredeyse tamamen ithal yakıta bağımlıdır" diyerek bu kırılganlığı dile getirdi. Örneğin Samoa, enerjisinin büyük bölümünü ithal dizelden karşılıyor ve elektrik üretiminin üçte ikisi bu sınırlı kaynağa bağlı. Orta Doğu'daki enerji altyapısındaki son aksamalar ve mevcut jeopolitik gerilimlerle daha da kötüleşen petrol fiyatlarındaki mevcut artış, kesintisiz ve uygun fiyatlı tedarikin sağlanması konusunda ciddi endişeler yaratıyor. Bu durum, turizm gibi temel hizmetleri ve endüstrileri baltalayabilir.
Pasifik devletlerinin bu kırılgan durumunun tam tersine, Çin küresel enerji krizini stratejik bir öngörüyle yönetiyor gibi görünüyor. Pekin, hem petrol hem de sıvılaştırılmış doğal gaz için büyük rezervler biriktirirken, aynı zamanda güçlü bir yerli enerji sektörü oluşturuyor ve rüzgar ile güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji alternatiflerine agresif yatırımlar yapıyor. 2021'den itibaren Başkan Xi Jinping'in enerji güvenliği zorunluluğu hakkındaki açıklamalarıyla vurgulanan bu proaktif yaklaşım, Çin'i küresel piyasa dalgalanmalarını birçok Asya rakibinden daha etkili bir şekilde atlatacak konuma getiriyor. Çin, ham petrolün önemli bir kısmını Orta Doğu'dan ithal etse de, Japonya, Hindistan veya Kore gibi ülkelere kıyasla bağımlılığı daha az belirgin. Deniz takip danışmanlık şirketi Kpler'dan alınan son veriler, Mart ayında Çin'in İran ham petrol ithalatında Şubat ayına kıvılcım bir düşüş olduğunu gösteriyor, ancak ülkenin kapsamlı enerji stratejisi, diğer yerlerde hissedilen acil alarm olmadan bu tür değişimleri absorbe etme kapasitesine işaret ediyor. Nisan ayı başında Çin'e bir süper tankerinin geleceği, ülkenin iyi yönetilen enerji lojistiğini daha da gösteriyor. Bu hazırlık farklılığı, farklı ulusal stratejilerin ve ekonomik yapıların, birbirine bağlı küresel çevresel ve ekonomik zorluklar karşısında dayanıklılığı nasıl derinden etkileyebileceğini vurguluyor.