**LEFKOŞA, KIBRIS** – Kıbrıs'ta sağlık sektörü, hemşire açığını gidermeye yönelik hükümetin attığı adımın sendikaların sert muhalefetiyle karşılaşmasıyla kritik bir dönemece girdi. Özel hastanelerin operasyonel kapasitesini tehlikeye atabilecek bu durum, siyasi çekişmelerin sağlık hizmetlerinin aksamasına yol açabileceği endişesini körüklüyor.
Aylardır ada genelindeki özel sağlık kuruluşları, personel eksikliğiyle boğuşuyor. Kritik seviyelere ulaşan bu açık, hastanelerin hizmet verme kabiliyetini tehdit eder hale geldi. Bu acil duruma bir nebze olsun derman olmak isteyen Sağlık Bakanlığı, üçüncü ülke vatandaşlarının, Kıbrıs'ta eğitim almış hemşirelerin istihdamını kolaylaştıran bir yasa tasarısı hazırladı. Tasarı, bu kişilerin, Kıbrıslı hemşireler için geçerli olmayan bir şart olan yüksek lisans derecesi zorunluluğundan muaf tutulmasını öngörüyordu. Amaç, nitelikli aday havuzunu genişleterek süreci hızlandırmaktı.
Ancak, bu çözüm önerisi, kamu sektörü hemşire sendikaları Pasyno ve Pasydy tarafından sert bir dirençle karşılandı. Sendikaların itirazları iki temel noktada yoğunlaşıyor: Yabancı hemşirelerden beklenen Rumca dil yeterliliği seviyesi ve toplu iş sözleşmelerinin uygulanması. Sendikalar, tasarıda belirtilenin çok daha üzerinde bir Rumca dil yeterliliği talep ediyor ve özel hastanelerde görev yapacak yabancı hemşirelerin de toplu sözleşme şartlarına tabi olmasını savunuyor. Bu son talep, sendikaların özel sektör işverenlerine tek taraflı olarak bu tür şartları dayatma konusunda yasal zemininin bulunmadığı yönündeki eleştirilerle birlikte hayli tartışmalı bir boyut kazanıyor.
Bu çıkmazın sonuçları giderek daha belirgin hale geliyor. Yasa tasarısını görüşmek üzere Perşembe günü yapılması planlanan Meclis Sağlık Komitesi toplantısı, sendikaların mevcut itirazları nedeniyle ilerleyemedi. Bu yasama düğümü, hemşire açığına çözüm bulabilecek potansiyel olarak hayati bir mekanizmanın tıkanması anlamına geliyor. Bu durum, bazı özel hastanelerin hizmetlerini kısmak zorunda kalması ihtimalini doğuruyor ki bu da kaçınılmaz olarak hasta bakımını olumsuz etkileyecektir. Haziran ayında başlayacak yeni parlamento dönemiyle birlikte, bu sorunun çözülmesine yönelik aciliyet hissedilir düzeyde.
Bu anlaşmazlığın daha geniş bağlamı, Kıbrıs siyasetindeki yerleşik sendikaların yasama sürecini ne denli etkileyebildiğini gösteren tekrarlayan bir gerilimi gözler önüne seriyor. Seçmenlerin ihtiyaçları ile sendika talepleri arasında sıkışıp kalan politikacılar, tasarıları revizyona geri göndermek veya parlamento sürecini geciktirmek suretiyle ikincisine ağırlık veriyor gibi görünüyor. Bu tablo, seçmenlerin, özellikle de sağlık hizmetlerine bağımlı olanların çıkarlarının, örgütlü emeğin çıkarları karşısında yeterince önceliklendirilip önemsenmediği sorusunu akla getiriyor.
Ayrı ancak sembolik bir gelişmeyle, Sağlık Bakanlığı Perşembe günü, Dünya Down Sendromu Günü ile aynı zamana denk gelen bir açıklama yaptı. Açıklama, Down sendromu hakkında doğru bilgi yaymayı amaçlayarak, bunu bir hastalık yerine genetik bir varyasyon olarak tanımladı. BM'nin 2011'de 21 Mart'ı Dünya Down Sendromu Günü ilan etmesiyle uyumlu bu girişim, anlayış ve kapsayıcılığın teşvik edilmesinin önemini vurguladı. Bakanlık, zamanında teşhis, tutarlı tıbbi bakım ve uygun eğitim desteğiyle Down sendromlu bireylerin toplum içinde tatmin edici ve meşgul bir yaşam sürdürebileceğini belirterek, onların entegrasyonunu ortak bir toplumsal sorumluluk olarak çerçeveledi. İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünse de, etkili yönetişim ve toplumsal refahın altında yatan temalar, hem sağlık personel krizinde hem de daha fazla toplumsal kapsayıcılık çağrısında yankı buluyor.