**Lefkoşa, Kıbrıs** – Hükümetin kayıtsızlığı ve akıl dışı politika tercihleri, Kıbrıs'ı ağır bir su kıtlığına doğru itiyor. Eleştirmenler, bu durumun yalnızca doğal kuraklıktan değil, insan kaynaklı hatalardan beslendiğini savunuyor. 2026'ya kadar kritik seviyeye ulaşması beklenen su kıtlığı gerçeği, ülkenin en değerli kaynağının yönetimi konusunda sert siyasi tartışmaları ve hesap sorma çağrılarını beraberinde getirdi.
Durumun vahameti, geçtiğimiz Perşembe günü eski Disy partisi lideri Averof Neophytou'nun Meclis Genel Kurulu'nda hükümetin su yönetimi yaklaşımını topa tutmasıyla daha da belirginleşti. Neophytou'nun bu çıkışı, adanın çevresel baskılara karşı ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seren son orman yangınlarına ilişkin bir raporun yayımlanmasıyla aynı zamana denk geldi. Eleştirilerin odağında, öngörü eksikliği ve kararlı adımlar atılmaması yer alıyordu. Neophytou, kaçınılmaz bir doğal felaket yerine, yetersiz politika geliştirme ve uygulama sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıkan, "kendi kendini yaralayan" bir krizden bahsediyordu.
Tartışmaların merkezinde Tarım Bakanı Maria Panayiotou yer alıyor. İstifa çağrıları da dahil olmak üzere artan baskı altında olan Panayiotou, geçen yılki yıkıcı yangınların yönetimi, olası şap hastalığı salgınlarına hazırlıksız yakalanma ve en önemlisi, sağlam, ileriye dönük bir su stratejisinin olmayışı gibi bir dizi başarısızlıkla suçlanıyor. Yılın başında hane halklarını su tüketimini onda bir oranında azaltmaları yönünde uyarılar yayımlamış olsa da, eleştirmenler bunu sistemik sorunları çözmekten uzak, reaktif bir önlem olarak görüyor.
Adanın su arzını artırmak amacıyla hükümet, beş yeni tuzdan arındırma tesisi inşa etme yönünde iddialı bir program duyurdu. Ancak bu girişim şimdiden yerel düzeyde ciddi muhalefetle karşılaştı. Örneğin, Ayia Napa belediyesi, bu tesislerin kıyıya kurulması planlarına şiddetle karşı çıkarak, adanın güzelliğini bozacağını ve hayati önem taşıyan turizm endüstrisini olumsuz etkileyebileceğini savunuyor. Bu anlaşmazlık, su kaynaklarını güvence altına alma gerekliliği ile ekonomisinin temel taşı olan Kıbrıs'ın estetik çekiciliğini koruma arasındaki derin çatışmayı gözler önüne seriyor.
Dahası, yapılan araştırmalar mevcut su altyapısındaki endişe verici verimsizlikleri ortaya çıkardı. Eski bir tedarik ağının, taşıdığı suyun yaklaşık %50'sini "yuttuğu" bildiriliyor; bu da kıtlık sorununu daha da derinleştiren şok edici bir kayıp. Sızıntıları en aza indirmek için yoğun çaba gösterilse bile, uzmanlar kayıpları %25'in altında tutmanın bile önemli bir iyileşme olacağını belirtiyor, bu da hayati altyapının dökülen durumunu vurguluyor.
Kıbrıs'ın bu zorluklarla boğuştuğu bir dönemde, yenilikçi su yönetimiyle tanınan İsrail'in örneği, dikkat çekici bir alternatif sunuyor. Olağanüstü %95'lik su geri dönüşüm oranıyla İsrail, bu genellikle göz ardı edilen stratejinin muazzam potansiyelini gösteriyor. Kıbrıslı teknokratların bu tür gelişmiş geri dönüşüm tekniklerini benimseme konusundaki isteksizliği, pek çok kişinin bu kanıtlanmış çözümün neden daha güçlü bir şekilde takip edilmediğini sorgulamasıyla keskin eleştirilere yol açtı.
Hükümetin önerdiği tuzdan arındırma stratejisi, arzı ele alırken enerji tüketimi konusunda da soru işaretleri yaratıyor. Kıbrıs'ın yılın yaklaşık 365 günü bol olan güneşinden faydalanarak bu yeni tesisleri güneş enerjisiyle çalıştırma argümanı güçlü. Böyle bir adım, Kıbrıs Elektrik Kurumu'nun (EAC) üzerindeki artan talebi hafifletecek ve su üretimi için daha sürdürülebilir bir enerji modeli sunacaktır.
Kıbrıs bu çok yönlü zorluklarla mücadele ederken, 2026'nın hayaleti büyük bir tehdit olarak beliriyor ve kapsamlı, etkili bir ulusal su politikasına acil ihtiyaç duyulduğunun keskin bir hatırlatıcısı oluyor. Mevcut gidişat, yaklaşımda radikal bir değişiklik olmazsa, adanın doğanın kaprislerinden değil, insan yönetiminin yetersizliklerinden kaynaklanan, daha önce karşılaştığından çok daha derin bir krizle yüzleşme riski taşıdığını gösteriyor.