**MOSKOVA/PEKİN** – Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik ortak askeri operasyonları, Rusya ve Çin'den sert tepkiyle karşılandı. İki ülke, Orta Doğu'da istikrarsızlaştırıcı bir nükleer silahlanma yarışının fitilini ateşleme ve diplomatik ilerlemeyi sekteye uğratma potansiyeli taşıyan bu saldırılara karşı ortak bir cephe oluşturdu. Dışişleri bakanlıkları aracılığıyla Salı günü yapılan kınamalar, bölgesel güvenlik endişelerine yaklaşımda derinleşen jeopolitik bir ayrışmayı ve farklı bakış açılarını gözler önüne seriyor.
Moskova ve Pekin'in hızlı ve güçlü tepkileri, Washington'ın İran'ın gizli nükleer silah geliştirme çabalarına ilişkin iddialarının tetiklediği belirtilen Cumartesi günkü saldırıların ardından geldi. Ancak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bu gerekçeye şüpheyle yaklaştığını belirterek, "Nükleer silahların yayılmasını önlemek için savaş başlatma gibi görünüşte paradoksal ve asil bir hedefin, tamamen ters eğilimleri teşvik edebileceğini" söyledi. Lavrov, bu tür eylemlerin, nükleer yeteneği gelecekteki saldırılara karşı bir caydırıcı olarak gören İran ve diğer bölgesel güçleri (Arap ülkeleri dahil) kendi nükleer programlarını hızlandırmaya istemeden teşvik edebileceğini savundu. Rusya'nın, İran'ın aktif olarak nükleer silah geliştirdiğine dair somut bir kanıt görmediği yönündeki değerlendirmesi de bu endişeyi daha da önemli kılıyor.
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de benzer bir hoşnutsuzluk dile getirerek, düşmanlıkların derhal sona erdirilmesini talep etti. Pekin'in pozisyonu, askeri müdahalenin amaca hizmet etmek yerine mevcut sorunları daha da kötüleştireceği inancına dayanıyor. Wang Yi, son operasyonun, özellikle İsrail'in güvenlik endişelerini gidermeye yönelik umut vaat eden diplomatik müzakereleri ne yazık ki raydan çıkardığını vurguladı. "Güç sorunları gerçekten çözemez; aksine, yeni sorunlar ve ciddi uzun vadeli sonuçlar getirecektir" diyen Wang Yi, Çin'in diyaloğun ve diplomasinin kalıcı barışa giden tek sürdürülebilir yolları olduğu yönündeki köklü inancını yineledi.
Saldırıların diplomatik sonuçları, bölgedeki atmosferi şimdiden ısıtmış durumda. Aktif mekik diplomasisi yürüten Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pazartesi günü Körfez Arap liderlerinin endişelerini Tahran'a ileterek, artan çatışmayla ilgili daha geniş bir bölgesel endişeye işaret etti. Bu temas, aynı zamanda Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın Aralık 2024'te devrilmesinin ardından bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiren Rusya'nın Orta Doğu'daki yerleşik etkisini de pekiştiriyor.
Uluslararası angajman için de önemli çıkarımlar söz konusu. İran'da önemli ekonomik ve diplomatik varlığı bulunan Çin, artan gerilimler ortasında vatandaşlarının güvenliğine yönelik doğrudan endişesini belirterek, İsrail'den ülkedeki Çin vatandaşlarını ve kurumlarını koruyacak önlemler almasını resmen talep etti.
ABD'nin saldırılara gerekçe olarak sunduğu İran'ın nükleer silah edinmesini önleme tezi, Rusya ve Çin'in bakış açılarıyla taban tabana zıt. Washington ve müttefikleri net ve mevcut bir tehlike görürken, Moskova ve Pekin askeri yanıtı, iddia ettiği yayılmanın katalizörü ve diplomatik çözümlerin önünde ciddi bir engel olarak değerlendiriyor. Önümüzdeki günler ve haftalar, bu diplomatik ayrışmanın ne ölçüde derinleşeceğini ve potansiyel bir nükleer silahlanma yarışını da içeren daha fazla istikrarsızlaştırıcı sonuç doğurmadan artan çatışmanın tırmanışının durdurulup durdurulamayacağını gösterecek.