Orta Doğu'da tansiyonun hızla tırmanması, küresel ekonomide deprem etkisi yaratıyor. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in İran'a yönelik artan askeri hamleleri, enerji piyasalarından borsalara kadar her alanda hissediliyor. "Hava savaşı" olarak da nitelendirilen bu çatışma yoğunluğu, uluslararası borsalarda sert düşüşlere, jeopolitik risklerin rekor seviyelere ulaşmasına neden olurken, enerji arzının istikrarını tehdit ediyor ve nükleer silahlanma tehlikesini yeniden gündeme getiriyor.
Son haftalarda doruğa çıkan gerilim, İran'ın askeri hedeflerine yönelik koordineli saldırılarla kendini gösterdi. Tahran'dan ise misilleme gecikmedi; Suudi Arabistan'daki ABD büyükelçiliği ve Kuveyt'teki diplomatik misyonuna yönelik insansız hava aracı saldırıları, İran'ın başkenti Tahran ve Beyrut'taki patlamalar raporlarla doğrulandı. Bu gelişmeler üzerine ABD ve İsrail, İran'daki büyükelçiliklerini kapatma kararı alırken, Orta Doğu'daki birçok ülkede görevli olmayan personel ve ailelerinin tahliyesi istendi. İsrail'in, İran devlet televizyonu IRIB'in genel merkezine yönelik saldırısı da, İran altyapısının doğrudan hedef alındığının bir göstergesi.
Bu açık askeri tırmanış, haftalardır süregelen sert söylemlerin ve vekalet savaşlarının bir sonucu. ABD'nin eylemlerini İran'ın nükleer silah edinme çabalarına bağlaması, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun da İran'ın dini liderliğinin devrilmesi yönündeki isteğiyle örtüşüyor. Ancak bu hızlanmanın zamanlaması, İsrail'in Trump yönetiminin olası Washington-Tahran yakınlaşmasını önleme stratejisi olarak yorumlanıyor. Amaç, diplomatik bir çözüm yoluna gidilmeden kesin bir sonuç elde etmek gibi görünüyor.
Ekonomik etkiler ise anında kendini gösterdi. Küresel borsalar, yatırımcıların tedirginliğiyle salı günü sert düşüşler yaşadı. Eş zamanlı olarak petrol fiyatları fırladı; Batı Teksas Ham Petrolü (WTI) gibi göstergeler önemli ölçüde yükselerek varil başına 76 dolar civarında seyrediyor. Bu fiyat artışının temel nedeni, analistlerin Goldman Sachs tahminlerine göre varil başına 18 dolar civarında olduğu hesaplanan jeopolitik risk primi. Piyasa, küresel enerji arzında uzun süreli kesintileri şimdiden fiyatlıyor.
En kritik nokta ise, dünya petrol sevkiyatının yaklaşık %20'sinin, yani günde yaklaşık 20 milyon varilin geçtiği hayati bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı. Bu bölgedeki deniz trafiğinin yetkililer ve denizcilik şirketleri tarafından büyük ölçüde askıya alındığına dair raporlar var. Bu kesinti, Suudi Aramco'nun Ras Tanura rafinerisindeki operasyonların insansız hava aracı saldırısı nedeniyle durdurulması gibi önemli enerji altyapılarını etkiledi. Ayrıca, büyük bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçısı olan Katar'ın en büyük LNG tesisinin insansız hava aracı saldırısı sonrası kapatılması, tüm sevkiyatları Hürmüz Boğazı'ndan geçen bu ülkenin gaz fiyatlarını küresel ölçekte artırabilir.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un da dile getirdiği gibi, bu gerilim İran'ı ve diğer Arap ülkelerini nükleer silaha yöneltebilir. "Nükleer silahların yayılmasını önlemek için savaş başlatma gibi yüce hedeflerin tam tersi eğilimleri tetikleyebileceği" şeklindeki çelişkiyi vurgulayan bu durum, küresel güvenlik için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek tehlikeli bir silahlanma sarmalına işaret ediyor. Geleceğe bakıldığında, zaten 2026'da olası arz fazlalığı belirsizlikleriyle karşı karşıya olan petrol piyasalarının görünümü daha da bulanıklaştı. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının anlık etkisi önemli olsa da, kesintinin süresi ve boyutu ham petrol fiyatları ve genel enerji piyasası üzerindeki kalıcı etkiyi belirleyecek. Mevcut dalgalanma, Orta Doğu'daki güç dengesinin ne kadar hassas olduğunu ve bölgesel çatışmaların küresel ekonomik düzen üzerindeki derin etkisini gözler önüne seriyor.