Gerilimin tırmandığı Ortadoğu ve ülkenin gündemini meşgul eden hukuki zorluklarla dolu çalkantılı bir haftada, Başkan Donald Trump’ın ticaret politikaları yeniden mercek altına alındı. Küresel ekonomik istikrar ve ABD dolarının gelecekteki hakimiyeti hakkında derin soruları beraberinde getiren bu gelişmeler, piyasalarda adeta deprem etkisi yarattı.
Hafta sonu yaşanan ve İran’ın “istikrarsızlaştırıcı” eylemlerine karşı olduğu öne sürülen ABD öncülüğündeki askeri operasyonun ardından, Yüksek Mahkeme’nin başkanın ticaret konusundaki yürütme yetkisini kısıtlayan kararına bir yanıt olarak tartışmalı yeni bir gümrük vergisi duyurusu geldi. İsrail güçlerinin başını çektiği operasyonda ABD’nin kilit rol üstlendiği belirtilirken, Trump’ın bizzat dile getirdiği gerekçe, İran’ın “saldırgan tutumunun” küresel çapta Amerikan personeli ve müttefik çıkarları için kabul edilemez bir tehdit oluşturduğu yönündeydi. Bu askeri hamle, İran Devrim Muhafızları’nın Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ABD askeri tesislerine balistik füzelerle karşılık vermesiyle daha da alevlendi. Bu üsler ve Bahreyn’deki ABD Beşinci Filo karargahı, Amerika’nın bölgesel güvenlik mimarisinin hayati noktaları. Bu “kıvılcım”ın daha geniş bir bölgesel çatışmaya yol açma potansiyeli, artık elle tutulur bir endişe kaynağı.
Eşzamanlı olarak, Trump yönetiminin ticaret gündeminin kırılganlığını vurgulayan önemli bir iç gelişme yaşandı. Cuma günü sonuçsuz kalan bir toplantının ardından Yüksek Mahkeme, başkanın ekonomik stratejisine darbe vurdu. Ülkenin en yüksek mahkemesi, daha önce başkan tarafından “acil durum” beyanlarıyla yürürlüğe konulan ticaret tedbirlerinin, yürütme gücünün yasal sınırlarını aştığına hükmetti. Bu hukuki uyarıya doğrudan bir tepki olarak ve yetkisini yeniden tesis etme çabasıyla Başkan Trump, bu kez 1974 Ticaret Yasası’nın hükümlerini devreye sokarak yeni bir %15’lik sabit oranlı gümrük vergisi açıkladı. Yüksek Mahkeme’nin kısıtlamalarından kaçınmayı amaçlayan bu yasal manevra, uluslararası ticaret ortamına yeni bir karmaşıklık ve potansiyel sürtüşme katmanı ekledi.
Bu iç içe geçmiş olaylara piyasaların anlık tepkisi dikkat çekiciydi. Tek bir işlem seansında ABD doları, başlıca para birimleri sepetine karşı %0.3’lük kayda değer bir düşüş yaşarken, altın fiyatları %0.6’lık bir artış gösterdi. Bu para birimi hareketinin anlamlılığını vurgulayan deVere Group CEO’su Nigel Green, “Doların hareketi yüzdesel olarak mütevazı görünse de, para piyasalarında tek bir seansta %0.3’lük bir değişim, doğrudan bir politika açıklamasına bağlıysa anlamlıdır” dedi. Bu finansal yeniden ayarlama, küresel sermayenin riskleri yeniden değerlendirmesinin daha geniş bir yansıması olarak görülüyor. Yatırımcılar artık egemen politika kararlarını daha yüksek bir dikkatle inceliyor.
Jeopolitik istikrarsızlık ile ABD ekonomik politikasındaki kurumsal öngörülebilirliğin aşınması algısının birleşimi, doların uzun süredir devam eden küresel üstünlüğüne yönelik önemli bir zorluk teşkil ediyor. Şubat ayında ABD ile İran arasında doğrudan müzakereler başlamış olsa da, İsrail’in herhangi bir potansiyel anlaşmanın İran’ın nükleer altyapısı ve füze kabiliyetlerini hedef alması yönündeki tutumu Tahran tarafından direnişle karşılanmış, bu durum nükleer kısıtlamaları görüşmeye açık olan ancak füze programını tartışmak istemeyen İran’ın tavrıyla örtüşmüştü. Ancak son askeri eylemler, diplomatik girişimleri şüphesiz gölgede bıraktı. Yürütme ve yargı organları arasındaki hukuki yüzleşme, küreselleşen dedolarizasyon trendiyle birlikte, doların geleceği üzerinde bir gölge oluşturuyor ve hızla değişen küresel ekonomik manzarada para biriminin kalıcı hakimiyeti hakkında sorular sorduruyor. Yatırımcılar artık ABD ekonomik politikasındaki öngörülebilirlik eksikliğinin yarattığı hayal kırıklığıyla boğuşuyor; bu faktör kaçınılmaz olarak güvenlerini ve yatırım kararlarını etkiliyor.