Kıbrıs'ın yarım asırlık çıkmazı, son dönemde atılan diplomatik adımlarla yeniden alevlenen, ancak temkinli bir iyimserlikle karşılanan çözüm çabalarına sahne oluyor. Türkiye ve Yunanistan arasındaki daha yapıcı ilişkiler geliştirme gayretleriyle örtüşen bu gelişmeler, adada sürdürülen bölünmüşlüğe yönelik somut diyalog için bir "fırsat penceresi" aralama yönünde uluslararası ve bölgesel bir iş birliğinin altını çiziyor.
Bu yeni girişimlerin temelini, Ankara'da gerçekleşen Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki kritik görüşme oluşturdu. Ege ve Doğu Akdeniz'deki karmaşık sorunların yanı sıra Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin yeniden ayarlanmasına odaklanan görüşmelerde, Kıbrıs sorunu da ele alındı. Miçotakis, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in öncülük ettiği mevcut girişimlerin, 2017'den bu yana kesintiye uğrayan müzakereleri yeniden başlatmak için uygulanabilir bir yol sunduğunu belirtti. Erdoğan ise çözümün uluslararası hukuk çerçevesinde mümkün olduğunu, ancak tüm tarafların iyi niyetli olması gerektiğini vurgulayarak iyimser bir tablo çizdi. İki liderin de belirttiği gibi, ikili ilişkilerdeki ilerleme, Kıbrıs sorununun çözümüne zemin hazırlayabilir.
Eş zamanlı olarak New York'ta, BM Genel Sekreteri Guterres, Kıbrıs Türk toplumunun yeni lideri Tufan Erhürman ile bir araya geldi. Ekim ayındaki seçimin hemen ardından gerçekleşen bu görüşme, adanın yeniden birleşmesi için yeni bir umut ve beklenti dalgasını beraberinde getirdi. Guterres'in diyalog yollarını aktif olarak araştırma çabaları, Genel Sekreter'in Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín'in diplomatik faaliyetleriyle de pekişiyor. Holguín'in Washington'da ABD'li yetkililerle yaptığı görüşmeler ve daha önceki adadaki istişareler, barış sürecine yeniden hayat verme yönündeki çok yönlü yaklaşımı gözler önüne seriyor.
Bu diplomatik yoğunluğun arkasında yatan temel neden, Yunanistan-Türkiye ilişkilerindeki göreceli sakinliğin, Kıbrıs gibi kökleşmiş bir sorunun ele alınması için elverişli bir zemin oluşturabileceği anlayışı. "Sakin sular" ilkesi ve siyasi diyalogla birlikte potansiyel iş birliği alanlarına odaklanan "pozitif gündem" yaklaşımı, adeta yol gösterici bir ilke haline gelmiş durumda. Ayrıca, Kıbrıs sorununun çözümündeki ilerlemenin, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yakınlaşma hedeflerini ve üyelik sürecinin seyrini olumlu etkileyebileceğine dair zımni bir kabul de mevcut.
Kapsamlı bir çözüme giden yol, tarihsel karmaşıklıklar ve derin fikir ayrılıklarıyla dolu olsa da, mevcut diplomatik ivme, uzun süredir devam eden çıkmazın ötesine geçme yönündeki kolektif arzuyu ortaya koyuyor. Kilit bölgesel oyuncuların, Birleşmiş Milletler'in ve Amerika Birleşik Devletleri gibi etkili uluslararası ortakların koordineli çabaları, Kıbrıs sorununun uluslararası arenadaki kalıcı önemini vurguluyor. Önümüzdeki aylar, bu yenilenen etkileşimin kalıcı bir çözüme yönelik somut adımlara dönüşüp dönüşmeyeceğini ve Doğu Akdeniz için daha istikrarlı ve iş birliğine dayalı bir geleceği teşvik edip etmeyeceğini belirlemede kritik rol oynayacak.