**Kudüs, Batı Şeria** – İsrail hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria'da arazi kayıtları ve mülk edinimiyle ilgili aldığı yeni düzenlemeler ve idari değişiklikler, Filistinliler ve uluslararası gözlemciler tarafından "fiili ilhak" ve uluslararası hukukun açık ihlali olarak nitelendiriliyor. Pazar günü İsrail kabinesince onaylanan bu kararlar, bölgede İsrailli Yahudilerin arazi ve mülk edinmesini kolaylaştırmayı ve İsrail'in kontrolünü daha da pekiştirmeyi amaçlıyor.
Bu politika değişikliklerinin yankıları, özellikle karmaşık ve gergin bir tarihe sahip olan El Halil kentinde daha derinden hissediliyor. El Halil'deki Yahudi yerleşim birimleri ve dini önemi haiz İbrahimi Camii (Patrikler Mezarı olarak da bilinir) yerleşkesi için inşaat izinlerinin yetkisi, Filistin belediyesinden İsrail'in kontrolüne geçmiş durumda. Dahası, Batı Şeria'daki tapu kayıtlarının halkın erişimine açılacak olması, Filistinliler tarafından İsraillilerin arazi satın alma çabalarını hızlandıracağı ve büyüteceği endişesiyle karşılanıyor. İdari yetkinin devri ve kayıtların açılması, pek çok kişi tarafından Filistin topraklarının geri döndürülemez bir şekilde ilhakına yönelik somut adımlar olarak görülüyor.
Filistinliler derin bir endişe içinde. İbrahimi Camii Müdürü Moataz Abu Sneina, mevcut gelişmeleri "1967'den bu yana en ciddi gelişme" olarak nitelendiriyor. Bu duygu, Birleşmiş Milletler'deki Filistin temsilcisi Riyad Mansur tarafından da dile getiriliyor. Mansur, Salı günü uluslararası ortaklara kararlı bir şekilde müdahale etmeleri çağrısında bulunarak, İsrail'in uluslararası hukuku ve tüm uluslararası toplumun iradesini çiğnemesine izin verilmemesini umduklarını ve beklediklerini belirtti.
Ancak İsrail hükümeti, bu önlemleri tartışmalı bölgeler üzerindeki "fiili egemenliğin" bir göstergesi olarak sunuyor. Bu tutum, Birleşmiş Milletler kararlarıyla İsrail işgalini yasadışı ilan eden uluslararası toplumun uzun süredir devam eden pozisyonuyla çelişiyor. İşgalci bir gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki topraklara taşımasının yasaklanması, eleştirmenlerin İsrail'in aktif olarak baltaladığını savunduğu uluslararası insancıl hukukun temel bir ilkesidir.
Bu gelişmelerin tarihi arka planı da önemli. İbrahimi Camii'nin kendisi, 1994 yılında bir İsrailli Yahudi yerleşimcinin cami duvarları içinde 29 Filistinliyi katlettiği derin bir trajedinin yaşandığı yer olmuştur. El Halil'in Eski Şehir ve cami yerleşkesi gibi bölgelerdeki yerleşimlerin genişlemesi ve İsrail'in idari kontrolünün artması, Filistinliler arasında derin korkular uyandırarak, gelecekleri ve egemen bir Filistin devletinin yaşayabilirliği konusundaki endişeleri artırıyor. Uluslararası Adalet Divanı da 2024 yılında Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki İsrail yerleşimlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu teyit etmiştir.
İsrail hükümetinin bu son eylemleri, Filistin ve müttefiklerinin uluslararası platformdaki diplomatik çabalarını yoğunlaştırması muhtemeldir. Küresel kınama, İsrail yerleşim faaliyetlerine karşı tutarlı bir tepki olsa da, somut sonuçlar veya yaptırımlar tarihsel olarak sınırlı kalmıştır. İşgal altındaki Filistin topraklarında yeniden gerilimlerin ve daha fazla istikrarsızlığın potansiyeli önemli bir endişe kaynağı olmaya devam ediyor; zira İsrail politikası ile uluslararası hukuki normlar arasındaki makas giderek açılıyor. Bu arazi tedbirlerinin barış ve iki devletli çözüm umutları üzerindeki uzun vadeli etkisi belirsizliğini korurken, acil görünüm artan bir endişe ve diplomatik sürtüşme ile dolu.