Eski ABD Başkanı Donald Trump, son dönemdeki yoğun siyasi faaliyetleriyle hem Amerika iç hem de dış sahnede varlığını yeniden hissettiriyor. Bu hamleler, onun kendine özgü dış politika ve ekonomi anlayışını gözler önüne sererken, gelecekteki olası bir başkanlık adaylığı durumunda Amerikan politikalarında yaşanabilecek olası bir yeniden yapılanmanın sinyallerini veriyor.
Özellikle Asya'da kilit bir müttefike verdiği destek, mevcut silah kontrol anlaşmalarına yönelik meydan okuması ve sağlık hizmetleri maliyetlerini düşürmeye yönelik bir girişimi, Trump'ın izleyeceği rotaya dair ipuçları barındırıyor. Perşembe günü Trump, Pazar günü yapılacak erken seçimler öncesinde Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'ye açıkça destek verdi. Bu destek, Takaichi'nin Ekim ayında göreve gelip geçen ay seçim kararı almasının ardından sosyal medya platformu Truth Social üzerinden duyuruldu.
Trump'ın bu desteğinin ardında yatan nedenler karmaşık görünüyor. Geçmişte Trump'ın uyguladığı gümrük vergileriyle gerilen ABD-Japonya ilişkilerini onarmaya çalışan Takaichi, Trump ile savunma harcamalarını artırma konusunda ortak bir fikri paylaşıyor. Bu durum, Trump'ın daha önceki dönemlerde Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi benzer ideolojik eğilimlere sahip liderleri destekleme eğilimiyle paralellik gösteriyor. Trump'ın Takaichi için "Japon halkını hayal kırıklığına uğratmayacak!" sözleri, onun istikrarı sürdürme ve ortak çıkarları ilerletme kapasitesine olan inancını yansıtıyor.
Eş zamanlı olarak Trump, nükleer silahların kontrolünde kilit rol oynayan ve yakın zamanda süresi dolan Yeni START Anlaşması'nın gönüllü olarak uzatılması yönündeki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in teklifini kesin bir dille reddetti. Putin, olası bir silahlanma yarışını önlemek amacıyla anlaşmanın şartlarını bir yıl daha sürdürmeyi önermişti. Ancak Trump, anlaşmanın "kötü müzakere edildiğini" belirterek, potansiyel olarak Çin'i de gelecekteki görüşmelere dahil edecek, daha avantajlı ve modernize edilmiş yeni bir anlaşmayı tercih ettiğini dile getirdi. Bu tutum, yerleşik diplomatik çerçevelerden bir sapma ve daha iddialı bir müzakere pozisyonu arzusu anlamına geliyor.
İç politikada ise Trump, Amerikalı tüketicilerin yüksek reçeteli ilaç fiyatlarının yükünü hafifletmeyi amaçlayan TrumpRx adlı bir web sitesini tanıttı. "İnsanlar çok para tasarruf edecek ve sağlıklı olacak" vaadiyle başlatılan platform, bireylerin ilaçları arayabilmelerini, indirim kuponları alabilmelerini ve bunları eczanelerde kullanabilmelerini sağlıyor. On altı ilaç firmasıyla potansiyel ABD tarifelerinden kaçınma karşılığında fiyatları düşürmeyi kabul ettiren bu popülist girişim, Trump'ı yerleşik sağlık sektörü karşısında bir rakip olarak konumlandırıyor. Program, özellikle Medicaid gibi devlet programlarına bağımlı olanlar başta olmak üzere tüketicilere doğrudan bir fayda olarak sunuluyor.
Ancak bu siyasi manevralar, demokrasi erozyonu ve insan hakları ihlallerine ilişkin artan küresel endişeler zemininde gerçekleşiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) tarafından Çarşamba günü yayınlanan bir rapor, çeşitli ülkelerdeki ihlalleri belirterek "demokratik bir gerileme" tablosu çiziyor. HRW İcra Direktörü Philippe Bolopion, bu eğilimlerin insan haklarını ve uluslararası düzeni tehlikeye attığı konusunda uyardı. Rapor, özellikle seçim bütünlüğünü baltalamak, hesap verebilirliği azaltmak, yargı bağımsızlığına saldırmak, mahkeme kararlarını hiçe saymak ve çeşitli kuruluşları sindirmek için hükümet gücünü silah olarak kullanmak gibi hak temelli sistemlere zarar veren eylemlerin bir kataloğunu vurguluyor. HRW, 2025 yılına kadar ABD'nin temel hak ve özgürlüklere bağlılık konusunda bir "dönüm noktasına" ulaşabileceğini öngörüyor. Trump'ın iddialı dış politika duruşları ile küresel insan hakları eğilimlerine ilişkin bu sobering değerlendirmenin birleşimi, önemli jeopolitik ve toplumsal akışkanlık dönemine işaret ediyor.