**LEFKOŞA, KIBRIS** – Kıbrıslı araştırmacılar tarafından geliştirilen yenilikçi bir strateji, agresif katı tümörlerin tedavisinde karşılaşılan fiziksel ve biyolojik engelleri aşarak bu alanda bir devrim yaratmaya hazırlanıyor. *Journal of Controlled Release* dergisinde yayımlanan ve klinik öncesi çalışmalarda tümörlerin tamamen yok edilmesinde, hatta metastatik vakalarda bile umut vadeden bu yaklaşım, bilinen tıbbi müdahaleleri bir araya getirerek ilaç dağıtımını önemli ölçüde iyileştiriyor.
Kanser Araştırmaları Enstitüsü Genetik, Terapötik ve Ultrastrüktürel Patoloji Bölümü’nden Profesör Dr. Fotios Bekris ve ekibi tarafından yürütülen ve Dr. Konstantina Neophytou ile Dr. Stella Angeli'nin de önemli katkı sağladığı bu araştırma, kanser tedavisindeki kritik bir darboğazı ele alıyor. Pankreas kanseri, sarkomlar ve melanom gibi tedavi edilmesi zor kanser türlerinin birçoğu, yoğun ve sert bir mikroçevre ile karakterizedir. Bu fizyolojik engel, kan ve oksijen dolaşımını sekteye uğratarak kemoterapi ilaçlarının tümöre nüfuz etmesini kısıtlar ve immünoterapilerin etkinliğini sınırlar. Dahası, bu sıkıştırıcı çevre, tümörün bağışıklık sistemiyle etkileşimini aktif olarak baskılayarak tedaviye karşı güçlü bir savunma hattı oluşturur.
Bu zorlukların üstesinden gelmek için Kıbrıslı araştırmacılar, klinik olarak onaylanmış üç bileşeni kullanan çok yönlü bir strateji tasarladılar. İlk olarak, yeniden konumlandırılan antihistaminik olan ketotifen kullanılıyor. Bu kolayca temin edilebilen ilaç, tümör dokusunu yumuşatarak sertliği bir miktar azaltıyor ve aynı zamanda tümör içindeki kan akışını iyileştiriyor. Buna ek olarak, terapötik ultrason, tümör kan damarlarının geçirgenliğini geçici olarak artırmak için kullanılıyor. Bu geçici geçirgenlik artışı, terapötik ajanların daha geniş ve derinlemesine nüfuz etmesine olanak tanıyor. Son olarak, bu optimize edilmiş ortamda standart kemoterapi uygulanıyor.
Bu müdahalelerin sinerjik etkisi, tümörün yapısal bütünlüğünde dikkat çekici bir zayıflama sağlıyor. Bu yapısal bozulma, daha önce erişilemeyen tümör bölgelerine terapötik ajanların engelsiz geçişini kolaylaştırıyor. Araştırma ekibi, doku sertliğinde belirgin bir azalma, kan perfüzyonunda artış ve deneysel modellerinde tümör hacminde önemli bir düşüş gibi somut iyileşmeler gözlemledi.
Daha da önemlisi, bu geliştirilmiş ilaç dağıtım sistemi nanoterapi ve immünoterapi ile entegre edildiğinde, sonuçlar dönüştürücü nitelikteydi. Meme kanseri modellerini içeren klinik öncesi çalışmalar, sadece birincil tümörlerin tamamen ortadan kaldırılmasını değil, aynı zamanda metastatik lezyonların da başarılı bir şekilde yok edilmesini gösterdi. Bu, bağışıklık sisteminin güçlü bir şekilde yeniden aktive olduğunu düşündürüyor; tümör mikroçevresi daha geçirgen hale geldiğinde, bağışıklık sistemi kanser hücrelerine karşı daha etkili ve sürdürülebilir bir saldırı başlatarak uzun vadeli bağışıklık hafızası oluşturabiliyor.
Bu buluşun önemi, stratejinin temel bileşenlerinin – ketotifen, terapötik ultrason ve standart kemoterapi – halihazırda klinik kullanıma onaylanmış olmasıyla daha da artıyor. Mevcut düzenleyici statüleri, bu bulguların laboratuvardan hasta bakımına aktarılmasını önemli ölçüde hızlandırabilir ve agresif kanserlerle mücadele eden bireyler için çok ihtiyaç duyulan bir umut ışığı sunabilir. Tıbbi anlayışın, tedavi hedeflerine fiziksel erişimin, ilaçların etkinliği kadar kritik olduğunu giderek daha fazla göstermesiyle birlikte, bu Kıbrıslı yenilik, bu karmaşık hastalığa karşı sürdürdüğümüz mücadelede önemli bir sıçramayı temsil ediyor. Proje, Avrupa Araştırma Konseyi'nden (ERC) ERC-2022-Starting Grant programı kapsamında aldığı 1,5 milyon avroluk hibe ile önemli bir destek aldı ve bu da potansiyel etkisinin uluslararası düzeyde tanındığını vurguluyor. Kıbrıs Üniversitesi Kanser Biyofiziği Laboratuvarı'ndan Profesör Dr. Triantafyllos Stylianopoulos liderliğindeki işbirlikçiler de projenin başarısında kilit bir rol oynadı.