**Washington D.C.** – ABD Başkanı Donald Trump, bu ay İran'a yönelik sert tutumunu daha da pekiştirerek, Tahran'ın nükleer emellerinden vazgeçmemesi halinde askeri müdahale ve rejim değişikliği uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, Orta Doğu'daki ciddi askeri yığınağın yanı sıra, Grönland'ın satın alınması anlaşmasına bağlı olarak Avrupa mallarına yönelik olası gümrük vergileriyle ilgili ilginç bir diplomatik hamleyle aynı zamana denk geliyor. Ortaya çıkan tablo, İsrail gibi bölgesel aktörlerin ABD'nin maksimalist yaklaşımını aktif olarak teşvik etmesiyle karmaşık bir jeopolitik manzara sunuyor.
Beyaz Saray'dan yükselen bu sert söylem, öncelikli olarak İran'ın nükleer programını hedef alıyor. Trump, İslam Cumhuriyeti'nin nükleer silah geliştirme girişiminde bulunması halinde "onları yok edeceklerini" ancak bunun gerçekleşmemesini umduğunu belirtti. Bu, caydırıcılık ile açık çatışma potansiyeli arasındaki hassas dengeyi gözler önüne seriyor. Bu agresif duruşun, Körfez bölgesine stratejik Amerikan askeri varlığının konuşlandırılmasıyla desteklendiği bildiriliyor; bu hamle gözlemciler ve bölgesel güçler tarafından da dikkatle izleniyor.
Eş zamanlı olarak Trump, Danimarka, Norveç, İsveç, Fransa, Almanya, Hollanda, Finlandiya ve Birleşik Krallık dahil olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden ithal edilen ürünlere önemli gümrük vergileri uygulama tehdidiyle transatlantik ilişkilere yeni bir karmaşıklık katmış durumda. Bu ekonomik koz, Trump'ın Danimarka'dan Grönland'ı satın alma ilgisiyle doğrudan bağlantılı. Başlangıçta %10 olarak belirlenen ve %25'e kadar yükselebilecek bu gümrük vergileri, Avrupa başkentlerinin misilleme önlemlerini değerlendirmesine yol açarak küresel ticaret dinamiklerinde potansiyel bir yeniden kalibrasyon sinyali veriyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail, İran'ı varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve rejim değişikliği olasılığı da dahil olmak üzere güçlü bir ABD tepkisini aktif olarak savunuyor. İsrail askeri istihbaratı ile ABD'li mevkidaşları arasında yakın işbirliği olduğuna dair raporlar bulunuyor ve görüşmelerin İran içindeki potansiyel hedefler üzerine odaklandığı belirtiliyor. Trump'ın son aylardaki agresif kamuoyu açıklamaları tutarlı bir özellik olsa da, Netanyahu'nun tavsiyelerinin ABD'nin askeri angajmanında gösterdiği ihtiyatın zamanlamasını ve belki de derecesini etkilediğine dair spekülasyonlar var. Bu ayın başlarında Netanyahu'nun, Trump'a yaklaşımını yumuşatması yönünde tavsiyede bulunduğu ve bu durumun nüfuzun hassas etkileşimini vurguladığı bildirildi.
Bu olayların bir araya gelmesi; İran ile artan gerilimler, Körfez'deki ABD askeri varlığı ve Avrupa üzerindeki yeni ekonomik baskılar, kırılgan bir ortam yaratıyor. Analistler, İsrail için mevcut jeopolitik iklimin, önemli ABD kuvvetlerinin İran'a yakın konumlandırılmasıyla güvenlik hedeflerini ilerletmek için "altın bir an" temsil ettiğini öne sürüyor. Ancak, daha geniş etkileri bölgesel güvenliğin çok ötesine uzanıyor. Orta Doğu'da askeri çatışma potansiyeli, yerleşik ticaret ilişkilerindeki bozulmalarla birleştiğinde, küresel piyasalar üzerinde önemli bir baskı oluşturabilir ve potansiyel olarak petrol fiyatlarını ve genel ekonomik istikrarı etkileyebilir. Uluslararası toplum yakından izlerken, önümüzdeki haftalar ABD-İran ilişkilerinin ve daha geniş jeopolitik manzaranın gelecekteki gidişatını şekillendirmede kritik öneme sahip olacak.