**Yangon** – Myanmar'da haftalardır süren ve geçtiğimiz hafta sonu son tur oylamasıyla tamamlanan genel seçimler, uluslararası alanda büyük tepki ve meşruiyet tartışmalarıyla karşılandı. Askeri destekli Birlik Dayanışma ve Kalkınma Partisi'nin (USDP) ezici bir zafer ilan ettiği seçimler, sivil kayıplardaki ciddi artış ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi'nin de belirttiği gibi, korku atmosferinin belirleyici olduğu bir ortamda gerçekleşti.
Bu seçimler, 2021'deki askeri darbeyle Aung San Suu Kyi liderliğindeki demokratik hükümeti deviren cunta tarafından sivil yönetime geçişin bir yolu olarak sunulmuştu. Ancak insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kurumlar tarafından bu süreç bir "tiyatro" olarak nitelendiriliyor. Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) seçime katılmaktan resmen men edildi. Ülkedeki iç savaş, yoğun devlet baskısı ve azınlıkların, özellikle de Müslüman çoğunluklu Rohingya halkının oy kullanma hakkının engellenmesi gibi ayrımcı uygulamalar nedeniyle seçmenlerin önemli bir kısmı sandığa gidemedi.
Resmi sonuçlara göre USDP, alt mecliste 263 sandalyenin 232'sini, üst mecliste ise açıklanan 157 sandalyenin 109'unu alarak açık ara öne geçti. Ancak bu sonuçlar şiddetle reddediliyor. BM İnsan Hakları Ofisi'nin de aktardığı güvenilir kaynaklar, seçim süresince askeri hava saldırılarında doğrudan hayatını kaybeden en az 170 sivilin bulunduğunu belgeledi. BM İnsan Hakları Şefi Volker Turk ise seçimi açıkça "askeriye tarafından sahnelenmiş" olarak nitelendirerek, gerçek bir rekabetin veya özgür bir seçim ortamının olmadığını vurguladı. Seçimler sırasında yaklaşık 408 hava saldırısı düzenlendiği ve 400 civarında kişinin gözaltına alındığı bildiriliyor.
Myanmar'daki bu seçimlerin arka planı, 2021'deki askeri darbeyle başlayan siyasi çalkantılara dayanıyor. Cuntanın amacı, gerçek demokratik talepleri bypass ederek, kukla siyasi oluşumlar aracılığıyla otoritesini pekiştirmek gibi görünüyor. Ülke, tahmini 3.6 milyon insanın yerinden edildiği uzun süreli bir iç çatışmanın pençesinde. Bu yaygın istikrarsızlık, birçok bölgede oy kullanmayı imkansız hale getirerek seçimlerin bütünlüğünü daha da zayıflattı. Muhalif figürlerin ve bazı etnik grupların yarış dışı bırakılması, vatandaşlık kısıtlamalarıyla bütün toplulukların oy hakkının gasp edilmesi gibi etkenler, seçim sonuçlarının önceden belirlenmiş, askeri yönetimi meşrulaştırmaya yönelik bir hamle olarak görülmesine neden oldu.
Bu tartışmalı seçimlerin sonuçları derindir. Seçim dönemindeki can kayıpları, sıradan vatandaşların maruz kaldığı acımasız gerçekleri gözler önüne seriyor. Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) gibi uluslararası kuruluşlar, seçim sürecini onaylamayacaklarını belirterek Myanmar askeri liderliğinin diplomatik izolasyonunu derinleştireceklerini sinyalini verdi. Nisan ayında USDP'nin hakim olacağı yeni bir hükümetin kurulması bekleniyor. Bu durum, ülkeyi kasıp kavuran baskı ve çatışma döngüsünü sürdürecektir. Uluslararası toplumun tepkisi yaptırımlar ve diplomatik baskı odaklı kalmaya devam edecek gibi görünse de, Myanmar'daki demokratik umutların önümüzdeki dönemi, askeri yönetimin kalıcı gölgesi ve çözülmemiş insani kriz altında oldukça karanlık görünüyor.