**LEFKOŞA** – Jeopolitik çalkantıların arttığı ve çevre kaygılarının zirveye ulaştığı bu dönemde, Avrupa Birliği'nin (AB) kritik bir kriz yönetim merkezine ev sahipliği yapma konusunda Kıbrıs’ın adı ön plana çıkıyor. Ada ülkesinin stratejik coğrafi konumu ve halihazırda AB Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor olması, Avrupa’nın daha büyük stratejik özerkliğe kavuşma çabalarında önemli avantajlar olarak gösteriliyor. Bu öneri, blokun göç baskıları, iklim kaynaklı acil durumlar ve bölgesel istikrarsızlık gibi çok yönlü tehditlere bağımsız yanıt verme kapasitesine yönelik geniş çaplı bir yeniden değerlendirme sürecinin ortasında geldi.
Böyle bir Avrupa altyapısının kurulması gerekliliği, büyük ölçüde Ukrayna’daki çatışma gibi son küresel olaylardan kaynaklanıyor. Bu savaş, Avrupa’nın özellikle ABD üzerinden NATO aracılığıyla dış güvenlik garantilerine olan algılanan aşırı bağımlılığını keskin bir şekilde gözler önüne serdi. Bu girişimin önde gelen savunucularından Avrupa Parlamentosu Üyesi Costas Mavrides, daha güçlü ve kendi kendine yeten bir Avrupa tepki mekanizmasının gerekliliğini vurguladı. Mavrides, Kıbrıs ve daha geniş bölgenin karşı karşıya olduğu düzensiz göç akınları, şiddetli hava olayları şeklinde kendini gösteren iklim değişikliğinin artan etkileri ve komşuluğu characterised eden yaygın jeopolitik belirsizlikler gibi birbiriyle örtüşen zorluklara dikkat çekti. Mavrides, "Burada düzensiz göç akınları, iklim değişikliği, yangınlar ve bölgemizdeki jeopolitik çalkantılar var. Tüm bunlar, Avrupalı bir bölgesel merkez gerektiriyor," diyerek bu krizlerin yerel ancak birbiriyle bağlantılı doğasını vurguladı.
Kıbrıs'ın bu rol için uygunluğu, eşsiz konumuyla daha da güçleniyor. Mevcut AB Konseyi başkanı olarak, Birlik'in gündemini şekillendirme ve üye devletler arasındaki çabaları koordine etme konusunda usuli bir kaldıraç gücüne sahip. Bu başkanlık, Avrupa savunma ve güvenliğinin daha bölgeselleşmiş bir modelini savunmak ve bunun sonraki başkanlıklar tarafından sürdürülmesini sağlamak için uzun vadeli stratejik hedefleri desteklemek adına benzersiz bir fırsat penceresi sunuyor. Önerilen merkez, Birlik'in güney ve doğu kanatlarını orantısız bir şekilde etkileyen krizleri yönetmek için daha uyumlu ve proaktif bir yaklaşım sağlayarak kaynakları ve uzmanlığı birleştirmeyi hedefleyecek.
Bu önerinin arkasındaki mantık, Avrupa stratejik ötonomisi temel kavramına kadar uzanıyor. Bu merkezin, AB'nin kriz müdahale yeteneklerini geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda transatlantik güvenlik çerçevelerine olan bağımlılığını azaltma yönünde somut bir adım olduğunu savunuyorlar. Daha fazla kendi kendine yeterliliğe ulaşmanın, 27 üye devlet arasında savunma harcamalarında önemli bir artış gerektireceği iddia ediliyor. Ancak, mevcut yetenekleri etkili bir şekilde bir araya getirebilecek ve acil ve ortaya çıkan tehditlere yönelik işbirlikçi çözümler geliştirebilecek entegre bir yapı oluşturmak öncelikli odak noktası.
Kıbrıs'ta böyle bir merkezin kurulması, AB'nin güvenlik mimarisinde önemli bir gelişme olacaktır. Adanın istikrarsız bölgelere yakınlığından ve çeşitli baskıları yönetme deneyiminden yararlanarak karmaşık, sınır ötesi zorluklarla yüzleşmek için kalıcı bir Avrupa kurumsal varlığı sağlayacaktır. Bu girişim, AB içinde savunma ve güvenliğe yönelik daha farklılaştırılmış ve bölgesel olarak uyarlanmış yaklaşımlar geliştirme, tek tip bir stratejiden uzaklaşma yönündeki artan bir duyguyla uyumludur. Bu nedenle, önerinin başarısı, AB'nin giderek daha öngörülemeyen bir dünyada çıkarlarını ve değerlerini koruyabilen, daha özerk ve dirençli bir küresel aktör olma yolculuğunda yeni bir aşamaya işaret edebilir.