Lingua-News Cyprus

Language Learning Through Current Events

Friday, January 30, 2026
C1 Advanced ⚡ Cached
← Back to Headlines

Küresel Ticaret Dengeleri Altüst: Davos Sahnesi ve Çin-ABD Rekabeti

**Davos, İsviçre –** Dünya Ekonomik Forumu’nun bu yılki buluşması, küresel elitlerin olağan sakin atmosferinden uzak, ABD Başkanı Donald Trump'ın şimşekleri andıran çıkışlarıyla adeta buz kesti. Trump'ın forumdaki varlığı, uluslararası ticaret tartışmalarını beklenmedik bir toprak anlaşmazlığı ve potansiyel gümrük vergisi artışları eksenine taşıdı. Davos'a attığı bu adım, kıtalar arasında endişe dalgaları yaratırken, Avrupa Birliği'nin misilleme hazırlıklarını tetikledi ve ABD ile Çin arasındaki giderek derinleşen rekabetin şekillendirdiği karmaşık jeopolitik manzarayı bir kez daha gözler önüne serdi.

İsviçre Alpleri'ndeki zirvede Trump'ın varlığı, yönetimin agresif ticaret politikaları ve Grönland’a yönelik tartışmalı önerisiyle forumun gündemini tamamen değiştirdi. Bu hamle, sadece işbirliğine dayalı ekonomik stratejilerden ziyade, bir toprak hırsı gösterisine dönüştü ve Avrupa Birliği içinde ciddi bir tedirginliğe yol açtı. Birlik yetkililerinin, ABD'nin Avrupa ülkelerine uyguladığı gümrük vergisi tehdidine doğrudan bir yanıt olarak, 93 milyar avroyu aşan Amerikan malına misilleme vergileri getirmeyi tartıştığı bildiriliyor. Bu artan karşılıklı hamleler, ticaret anlaşmazlıklarının giderek daha geniş jeopolitik hedeflerle iç içe geçtiği geleneksel diplomatik etkileşimlerden bir sapmayı işaret ediyor.

Öte yandan Pekin'de, İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile üst düzey görüşmeler yaptığı hassas bir diplomatik dans yaşanıyor. Amaç, özellikle ticaret ve güvenlik işbirliğini güçlendirmeye odaklanarak daha istikrarlı ve öngörülebilir bir ikili ilişki geliştirmek. Küresel belirsizlikler ve geleneksel ittifakların aşınması ortasında ekonomik dayanıklılık arayan Birleşik Krallık, dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve üçüncü büyük ticaret ortağı olan Çin'i kritik bir ortak olarak görüyor. Ancak bu pragmatik işbirliği arayışı zorluklarla dolu. Londra, aynı zamanda Çin'in iddia edilen ulusal güvenlik tehditleriyle boğuşuyor ve casusluk ile yabancı müdahaleye karşı sıkı önlemlerin alınmasını gerektiriyor. Bu denge arayışı, daha geniş bir uluslararası ikilemi yansıtıyor: Çin ile ticari ilişkileri sürdürürken, etkisini azaltmak ve kritik insan hakları sorunlarını ele almak nasıl mümkün olacak?

ABD-Çin dinamiklerine bir başka katman ekleyen gelişme ise, Ekim 2021'de yasa dışı yollarla ABD'ye gelen Çin vatandaşı Guan Heng'e yakın zamanda sığınma hakkı tanınması oldu. Heng, 2020'de Sincan'daki Uygurlara yönelik iddia edilen insan hakları ihlallerinin gizlice çekilmiş görüntülerini, sığınma talebinde bulunmadan önce yayınlamıştı. Davası, Pekin'in tartışmalı politikalarını ortaya çıkarmaya cesaret edenlerin üstlendiği tehlikeli yolculuğu gözler önüne seriyor. Geçen ağustos ayında bir göçmenlik operasyonu sırasında yakalanmasının ardından, İç Güvenlik Bakanlığı nihayetinde onu Aralık ayında Uganda'ya sınır dışı etmeme kararı aldı. Bu karar, Başkan Trump'ın görev süresinden bu yana onay oranlarında belirgin bir düşüş görülen ABD sığınma sisteminin karmaşıklığını vurguluyor. Heng'in sığınma başvurusunun kabul edilmesi, zulümden kaçan muhalifler için nadir bir umut ışığı sunarken, aynı zamanda Trump yönetiminin yürüttüğü kapsamlı sınır dışı kampanyalarının da acı bir hatırlatıcısı oluyor. Bu tür davaların sonuçları, devam eden ticaret çatışmalarıyla birleştiğinde, küresel ekonomik ve siyasi düzenin durağan olmadığı, yerleşik normların sorgulandığı ve yeniden tanımlandığı bir akış halinde olduğunu gösteriyor.

← Back to Headlines