İran, son haftalarda benzeri görülmemiş bir çalkantının içine sürüklendi. Ekonomik sıkıntıların tetiklediği ve kısa sürede rejime karşı geniş çaplı bir başkaldırıya dönüşen protestolar, güvenlik güçlerinin acımasız müdahalesiyle bastırılmaya çalışılıyor. Ülke genelinde yaşanan bu kanlı olaylar, önemli can kayıplarına yol açarken, geniş bölgelerde de adeta bir "iletişim karartması" yaşanmasına neden oldu. Aralık ayının sonlarında başlayan ve Ocak ayının başlarında tırmanan olaylar, özellikle 8 ve 9 Ocak tarihlerinde yaşanan dehşet verici gelişmelerle, İslam Cumhuriyeti tarihinin en kanlı muhalefet dönemlerinden birine sahne oldu.
Başlangıçta sürekli artan enflasyon ve yaşam standartlarındaki düşüşe karşı yerel düzeyde başlayan protestolar, hızla mevcut yönetime karşı geniş bir tepkiye dönüştü. Yıllardır süregelen ekonomik kötü yönetim ve siyasi dışlanmışlık hissiyle beslenen halkın öfkesi, ülke genelinde sokaklara taştı. Ancak bu haklı tepkiler, İran güvenlik güçlerinin acımasız ve ölümcül müdahalesiyle karşılaştı.
Uluslararası medyayla temas kurabilen görgü tanıklarının anlattıkları, sahadaki dehşet verici tabloyu gözler önüne seriyor. Başkent Tahran'dan 29 yaşındaki Parisa, mahallesindeki hissedilen korkuyu dile getirirken, "Çatışmaların yaşandığı mahalleleri barut ve mermi kokusu kapladı," diyerek yaşanan dehşeti aktarıyor. Şiddet, münferit olaylarla sınırlı kalmadı; güvenlik güçlerinin kalabalığa gelişigüzel ateş açtığına dair haberler, trajik can kayıplarına neden oldu. Parisa'nın bizzat tanıdığı en az on üç kişinin hayatını kaybettiğini belirtmesi, baskının ne denli yaygın ve yıkıcı olduğunu gösteriyor.
Yetkililer, internet erişimini de büyük ölçüde keserek iletişimi felç etti. Bu dijital abluka, yeni protestoların örgütlenmesini engellemek ve yaşananları kendi lehine yorumlamak amacıyla bilinçli bir strateji olarak görülüyor. Resmi rakamlar belirsizliğini korusa da, önde gelen bir insan hakları örgütü, 6.000'den fazla doğrulanmış can kaybını belgelemiş durumda. Bu rakam, yaşananların insani maliyetinin boyutunu ortaya koyuyor.
Tahran'dan 24 yaşındaki Mehdi ise toplumsal travmanın derinliğine işaret ederek, "Hepimiz protestolarda ölen birini tanıyoruz," diyor. Bu trajedinin sayısız İranlı aile için ne denli kişisel ve acı verici bir hal aldığını vurguluyor. Yaşanan kayıpların büyüklüğü, ülkenin üzerine silinmez bir iz bırakırken, mevcut toplumsal gerilimleri artırıyor ve İran'ın geleceğine dair ciddi endişelere yol açıyor. Son haftalarda yaşananlar, ekonomik hoşnutsuzluk ile otoriter kontrolün kesişim noktasındaki tehlikeli bir tabloyu gözler önüne seriyor ve yankıları yıllar boyu süreceğe benziyor.