**Washington, D.C.** - Venezuela'da Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu devirme hedefiyle izlediği iddialı politika, Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) karşısına beklenmedik bir hukuki engel çıkardı. ABD'nin deniz ve hava operasyonları sonucu hayatını kaybettiği iddia edilen Trinidad ve Tobago vatandaşlarının aileleri, ABD aleyhine "hukuksuz cinayetler" ve uluslararası hukukun ihlal edildiği gerekçesiyle dava açtı. Bu hukuki hamle, bölge ülkeleri ve küresel güçlerin de yakından takip ettiği karmaşık jeopolitik manevralar sırasında yaşanıyor.
Trump yönetimi, Maduro'yu görevden alma niyetini açıkça ortaya koymuş, hatta ABD'nin Venezuela'da geçici bir yönetim kurabileceği sinyali vermişti. Bu sert tutum, Venezuela'nın petrol ihracatına uygulanan ambargo ve daha fazla askeri müdahale tehditleriyle pekiştirilmişti. ABD, aynı zamanda deniz alanlarındaki denetim çabalarını artırarak, Amerikan vatandaşlarını etkileyen uyuşturucu kaçakçılığına karıştığı iddia edilen "narko-teröristlere" yönelik olduğu belirtilen operasyonlarda Karayipler ve Doğu Pasifik'te çok sayıda gemiye müdahale etti. Bu operasyonlarda 120'den fazla kişinin hayatını kaybettiği rapor ediliyor.
İşte bu agresif ABD dış politikasının gölgesinde, ABD'nin eylemleriyle bağlantılı olarak hayatını kaybeden iki Trinidadlı genç olan Chad Joseph ve Rishi Samaroo'nun aileleri, Boston federal mahkemesinde hukuki süreci başlattı. Yüksek Denizlerde Ölüm Yasası (Death on the High Seas Act) kapsamında açılan dava, hukukun üstünlüğünü ve tazminatı hedefliyor. Davacıların avukatları, bu durumu "soğukkanlılıkla işlenen hukuksuz cinayetler; spor için ve tiyatro gösterisi gibi işlenen cinayetler" olarak nitelendiriyor. Bu hukuki meydan okuma, yabancı uyrukluların ABD mahkemelerinde uluslararası hukuk normlarının ihlaline ilişkin iddialarını takip etmeleri için yeni yollar açabilecek önemli bir emsal teşkil edebilir.
Bu gelişmeler yaşanırken, Venezuela içinde siyasi manzara da evriliyor. Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez'in Devlet Başkanı olarak yemin etmesi, Chavista rejiminin gidişatında potansiyel bir değişime işaret eden spekülasyonlara yol açtı. Rodríguez, Çin'in Mao sonrası dönemine, yani Deng Xiaoping'in ekonomik liberalleşmesi ve stratejik yeniden yönelimiyle damgalanan bir döneme açıkça paralellikler kurarak gelecekteki "reform ve açılım" planlarından bahsetti. Bu söylem, Washington ile ilişkilerin iyileştirilmesine yönelik beyan edilen istekle birleştiğinde, Karakas'tan nüanslı bir yaklaşım suggesting ediyor. Rodríguez, Venezuela'nın Çin, Rusya, Küba, İran ve en önemlisi ABD'nin de dahil olduğu geniş bir küresel güç yelpazesiyle diplomatik ve ekonomik bağları sürdürme hakkını savundu.
Bu gelişmelerin daha geniş etkileri ise akışkanlığını koruyor. Kredi derecelendirme kuruluşları, egemen kredi derecelerinde acil bir etki öngörmese de, Venezuela'nın geleceğine dair genel belirsizlik devam ediyor. Chavista rejiminin ABD ile ilişki kurma potansiyeli, Amerikan taleplerinin kapsamına bağlı olacak; dar bir odak işbirliğini teşvik edebilirken, dönüştürücü hedefler direnişe yol açabilir. Trinidadlı ailelerin hukuki eylemi, Rodríguez'in ekonomik reform ve çok kutuplu bir dış politika ipuçlarıyla birlikte, hem iç baskılar hem de dış müdahale arasında navigasyon yapan, aynı zamanda küresel sahnede yerini yeniden tanımlamaya çalışan bir ulusun karmaşık bir resmini çiziyor. Önümüzdeki aylar, bu dönemin Venezuela için gerçek bir açılıma mı yoksa uzayan bir jeopolitik çıkmazda taktiksel bir yeniden kalibrasyona mı işaret edeceğini muhtemelen ortaya koyacaktır.