Vatikan sınırlarını aşan ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren Papa Leo XIV, üç günlük Türkiye programını tamamlayarak Pazar günü Lübnan'a hareket etti. Küresel çatışmaların gölgesinde gerçekleşen bu önemli ziyaret, hem bölgesel istikrar çağrılarına hem de Filistin devletine verilen net desteğin teyidine sahne oldu.
Papa'nın güzergahı, günümüz jeopolitiğindeki ağır sembolik yükü nedeniyle dikkatle seçilmişti. Türkiye, Rusya-Ukrayna arasında arabuluculuk iddiası taşıyan ve Gazze için istikrar gücü önerisinde bulunan bir aktör olarak, Papa'nın diyalog mesajı için bir kürsü işlevi gördü. Sürekli bir kriz eşiğinde yaşayan ve son dönemde İsrail hava saldırılarına maruz kalan Lübnan ise, Vatikan'ın Ortadoğu'daki acılara odaklandığının bir göstergesiydi.
Ankara'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından karşılanan Papa Leo, ilk açıklamasında Türkiye'ye seslendi: "Türkiye bir istikrar kaynağı olsun. Bugün, her zamankinden daha fazla, diyaloğu sabırla, istikrarla ve gerçek bir inançla savunan insanlara ihtiyacımız var." İki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşmenin içeriği ise kamuoyuna yansımadı.
Papa'nın gündemi barış çağrılarından ibaret değildi. Beyrut'a giderken uçağında gazetecilere açıklama yapan Papa, İsrail-Filistin meselesindeki kadim Vatikan politikasını bir kez daha teyit etti. İki devletli çözüm sorulduğunda, "Bunu, içinde yaşadıkları çatışmaya bir çözüm sunabilecek tek seçenek olarak görüyoruz" ifadesini kullandı. Bu açıklama, iki devletli çözüme karşı çıkan İsrail Başbakanı Netanyahu hükümetine doğrudan bir diplomatik meydan okuma anlamı taşıyor.
Papa, Türkiye'nin iç meselelerine de bigane kalmadı. İstanbul'daki Kutsal Ruh Katedrali'ni ziyareti sırasında, toplumda kadının rolünün altını çizdi ve ailelere verilen desteğin önemine vurgu yaptı. Bu sözler, Türkiye'nin kadına yönelik şiddetle mücadele eden İstanbul Sözleşmesi'nden tartışmalı çekilmesinin ardından gelen hassas bir tartışmaya dokunuyor. Yerel aktivistlere göre bu yıl içinde 237 kadın, çoğunlukla partnerleri veya akrabaları tarafından öldürüldü. Bu kriz, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuya dair beş maddelik yeni bir plan açıklamasına yol açmıştı.
Papa Leo'nun bu ilk dış seyahatinin etkisi çok yönlü. Vatikan'ın manevi otoritesini aktif çatışma bölgelerinin yakınına taşıyarak, diplomasiyi ön cepheye yerleştirdi. İki devletli çözüme verdiği şartsız destek, uluslararası söylemi hareketlendirme potansiyeli taşıyor. Türkiye özelindeyse, hem arabuluculuk hevesini teşvik eden hem de sosyal sorunları gündeme getiren dengeli duruşu, karmaşık siyasi manzaralarda insan onurunu merkeze alan bir papalık portresi çizdi. Görünen o ki, yeni Papa, sadece vaaz vermekle kalmayıp, ateş hattında diplomasi yapmaya kararlı.