**[ŞEHİR, TARİH]** – Amerika Birleşik Devletleri Güney Komutanlığı (USSC), Doğu Pasifik Okyanusu'nda, terör örgütleriyle bağlantılı olduğu düşünülen bir tekneye yönelik düzenlenen operasyonda iki kişinin hayatını kaybettiğini doğruladı. 23 Ocak'ta gerçekleşen bu kanlı operasyon, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadeledeki kararlılığı gözler önüne sererken, bölgedeki ABD askeri varlığının artışını da bir kez daha gündeme getirdi. Üçüncü bir kişinin hayatta kalma mücadelesi verdiği ve durumunun belirsizliğini koruduğu bildirildi.
2026 yılının ilk benzeri operasyonu olan bu gelişme, mevcut yönetimin Latin Amerika'daki sert ve giderek artan agresif tutumunu pekiştiriyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth'in direktifiyle harekete geçen USSC, operasyonu Joint Task Force Southern Spear'a emanet etti. İstihbarat raporları, hedef alınan teknenin bilinen uyuşturucu kaçakçılığı koridorlarında seyrettiğini ve yasa dışı faaliyetlerde aktif rol aldığını gösteriyordu.
Bu vuruşun duyurulması, ABD'nin bölgedeki askeri hareketliliğinin arttığı bir döneme denk geliyor. 2 Eylül'de başlayan hedefli tekne operasyonlarından bu yana yaklaşık 125 kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. 23 Ocak'taki operasyon, Eylül başından bu yana bu geniş çaplı çabaların en az 36 bombalı saldırısından biri olarak kayıtlara geçti. ABD Sahil Güvenlik Teşkilatı bilgilendirilerek arama-kurtarma protokolleri başlatıldı, ancak Doğu Pasifik'in zorlu deniz koşulları lojistik zorlukları beraberinde getiriyor.
USSC tarafından yapılan açıklamada, operasyonun temel gerekçesinin hedef alınan teknenin uyuşturucu kaçakçılığına karıştığının teyit edilmesi olduğu belirtildi. Bu gerekçe, Karayip Denizi'ndeki deniz ve hava devriyeleri de dahil olmak üzere Latin Amerika tiyatrosundaki operasyonlarda önemli bir artış görülen yönetimin genel stratejisiyle örtüşüyor. Uyuşturucu kaçakçılığı yapan terör örgütleriyle bağlantılı tekneleri hedef almak, ulusal güvenlik önceliklerinin birleşimi olarak görülüyor.
Ancak operasyon, tartışmalardan da uzak değil. İnsan hakları örgütleri, bu vuruşların giderek artan ölümcüllüğü ve sivil kayıplar veya yargısız infaz potansiyeli hakkında ciddi endişelerini dile getirdi. Önceki olaylarda hayatta kalanların akıbetiyle ilgili koşullar da uluslararası insancıl hukuka uyumluluk konusunda soruları gündeme getirerek inceleme altına alındı.
Bu olay, 3 Ocak'ta Venezuela'ya yönelik tam ölçekli askeri müdahalenin hemen ardından geldi. Bu müdahale, dönemin Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in görevden alınmasına yol açmıştı. Her ikisinin de uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili suçlamalarla karşı karşıya olduğu bildiriliyor. Başkan Donald Trump'ın Latin Amerika'daki iddialı eylemlerinin, küresel liderler ve insan hakları savunucuları arasında önemli endişelere yol açtığı ve bu güçlü müdahalelerin sonuçlarının yakından izlendiği belirtiliyor. Özellikle ölümle sonuçlanan bu kanlı vuruşların devam eden serisi, ABD'nin genişleyen güvenlik ayak izinin yöntemleri ve sonuçları hakkındaki uluslararası endişeleri muhtemelen daha da artıracaktır.