Orta Doğu'nun hassas dengeleri, bölgede giderek artan bir endişe dalgasıyla sarsılıyor. Türkiye, İsrail'in İran'a yönelik bir saldırı için uygun anı kolladığına dair ciddi kaygıları olduğunu açıkça dile getirerek, mevcut istikrarsızlığın daha da derinleşebileceği uyarısında bulundu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz günlerde Tahran'a gerçekleştirdiği ziyarette bu endişeleri İranlı yetkililerle paylaştı.
Diplomatik temasların yanı sıra, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Perşembe günü İranlı mevkidaşı Masoud Pezeshkian ile telefonla görüştü. Görüşmede Erdoğan, Türkiye'nin İran'ın iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleye kesinlikle karşı olduğunu vurgulayarak, komşu ülkenin barış ve toprak bütünlüğüne olan derin bağlılığının altını çizdi. Bu duruş, Türkiye'nin bölgesel istikrarı savunma ve mevcut çatışmaları körükleyebilecek eylemlerden kaçınma yönündeki genel dış politika prensibini yansıtıyor.
Bakan Fidan'ın Cuma günü yaptığı açıklamalar, İsrail'in İran içindeki potansiyel zayıflıklardan faydalanma yönünde stratejik bir duruş sergilediği algısını güçlendirdi. Fidan, alternatif diplomatik yolların umut edildiğini belirtmekle birlikte, İsrail'in askeri harekâta yönelik bariz eğiliminin somut bir gerçeklik olduğunu kabul etti. Bu duygu, daha meydan okuyan bir tonda da olsa, üst düzey bir İranlı yetkili tarafından da yankılandı. Söz konusu yetkili, Tahran'ın düşmanlarından gelecek her türlü agresif hamleyi "bize karşı topyekûn bir savaş ilanı" olarak yorumlayacağını ifade etti. Bu, güçlü ve potansiyel olarak geniş çaplı bir misilleme tepkisine hazırlıklı olunduğunu gösteriyor.
Bu söylemler, ABD ve İran arasındaki gerilimin tırmandığı bir zeminde dile getiriliyor. Bu hafta başında eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Körfez bölgesine, özellikle de İran'ı hedef alarak deniz gücü gönderme düşüncesi, mevcut endişe atmosferini daha da belirginleştirdi. Potansiyel bir İsrail saldırısının ayrıntıları spekülatifliğini korusa da, Fidan'ın değerlendirmesi Ankara'da böyle bir eylemin daha geniş bölgesel istikrarsızlık için bir kıvılcım görevi görebileceği yönündeki bir algıyı ortaya koyuyor.
Türkiye'nin hem Dışişleri Bakanı'nın doğrudan temasları hem de Cumhurbaşkanı'nın üst düzey iletişimi aracılığıyla proaktif katılımı, potansiyel çatışma noktalarını azaltma ve bölgesel güvenlik sorunlarına daha ölçülü bir yaklaşım benimseme çabasını işaret ediyor. Bu endişeleri dile getirerek Ankara, istikrarsız bir ortamda ihtiyatlı bir ses olarak konumlanıyor ve sükûnet çağrısı yapıyor. İran'ın algılanan saldırganlığa yönelik tepkisi konusundaki kararlı beyanı, durumun ciddiyetini daha da vurgulayarak, diplomatik çabaların başarısız olması ve yüzleşmeci stratejilerin galip gelmesi halinde ortaya çıkabilecek sonuçları düşündürüyor. Önümüzdeki günler ve haftalar, bu diplomatik müdahalelerin Orta Doğu'da tehlikeli bir tırmanışı engelleyip engelleyemeyeceğini belirlemede kritik rol oynayacaktır.