Strasbourg, Fransa – Avrupa Parlamentosu'nda bu hafta, artan İHA (İnsansız Hava Aracı) tehdidi ve kıtanın savunma yeteneklerindeki algılanan eksiklikler karşısında adeta bir aciliyet havası hakimdi. Jeopolitik türbülans ve Atlantik ötesi güvenliğe yönelik endişelerin gölgesinde, özellikle insansız hava araçlarının yaygın ve giderek karmaşıklaşan tehdidiyle mücadeleye odaklanan, Avrupa'nın kendi kendini savunma kapasitesini güçlendirmek için topyekûn bir çaba başlatıldı.
Son dönemdeki üst düzey Avrupa Konseyi toplantıları ve İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu ile paralel ilerleyen bu tartışmalar, çatışmaların doğasının geri dönülmez bir şekilde değiştiği yönündeki yaygın kanaati pekiştiriyor. Daha güçlü bir Avrupa kararlılığı için açık sözlü bir savunucu olan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, geçmişteki eylemsizliğe dikkat çekerek, "Avrupa hala Grönland modunda: Belki birileri bir yerde bir şeyler yapar" diyerek durumu özetledi. Bu duygu, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'ndeki değişen dış politika manzaraları göz önüne alındığında, AB üye devletleri arasındaki harici güvenlik garantilerine aşırı bağımlılık endişesini yansıtıyor.
Avrupa Parlamentosu Kıbrıslı Üyesi Costas Mavrides, Avrupa'nın endüstriyel gücünü artırma gereğini savunarak, küçük ve orta ölçekli işletmelerin mevcut katkılarına dikkat çekti. Mavrides, "Avrupalı küçük ve orta ölçekli işletmeler zaten bu sektörde yer alıyor ve kendi ülkem Kıbrıs'ta da bunun yaşandığını kesin olarak biliyorum. Ancak süreçleri basitleştirerek, finansmanı kolaylaştırarak ve farklı üye devletlerden büyük ve küçük işletmeler arasındaki işbirliğini güçlendirerek bunu daha da ileri götürmeliyiz," diyerek, savunma tedariki ve inovasyonunda daha akıcı ve işbirlikçi bir yaklaşım çağrısında bulundu.
Son yaşanan olaylar, bu uyum çağrılarına önemli bir ağırlık kazandırdı. Geçtiğimiz Eylül ayında Polonya hava sahasına Rus İHA'larının girmesi ve geçtiğimiz yaz Kıbrıs üzerinde Türk Bayraktar TB2 İHA'larının sürdürülen faaliyetleri – Ocak ayında Gecitkale havalimanının Türkiye Silahlı Kuvvetleri'ne devredilmesiyle daha da karmaşıklaşan bir durum – toprak savunmasındaki kırılganlıkların güçlü hatırlatıcıları olarak öne çıkıyor. Bu olaylar, hibrit tehditlere ve hava sahası ihlallerine etkili bir şekilde yanıt verebilecek sağlam ve duyarlı bir savunma mimarisi ihtiyacını vurguladı.
Avrupa'nın daha fazla savunma otonomisi geliştirme stratejik zorunluluğu, Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkisinin yeniden değerlendirilmesiyle yakından bağlantılı. Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen gibi liderler, özellikle ABD dış politikasındaki potansiyel değişimler öngörüsüyle daha birleşik bir Avrupa duruşu oluşturmayı amaçlayan tartışmaların ön saflarında yer alıyor. Bu iç gözlem, NATO gibi kolektif güvenlik ittifaklarına yapılan katkıların yeniden değerlendirilmesini, aynı zamanda daha bağımsız bir Avrupa savunma kimliğinin savunulmasını da kapsıyor.
Kıta genelindeki savunma sanayisi, özellikle İHA teknolojisi, karşı İHA sistemleri ve bu ilerlemeleri destekleyecek gerekli altyapı üzerinde durularak, inovasyonu ve üretimi hızlandırmaya teşvik ediliyor. Zorluk sadece teknolojik gelişimde değil, aynı zamanda bu iddiaları somut yeteneklere dönüştürecek siyasi irade ve finansal mekanizmaları oluşturmakta yatıyor. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa savunma işbirliğini güçlendirme taahhüdünde bulunanlar arasında yer alırken, Alman Şansölyesi Friedrich Merz de daha sağlam bir kıtasal güvenlik çerçevesinin gerekliliğine değindi.
Nihayetinde, mevcut söylem Avrupa için kritik bir anı işaret ediyor. Kıta, değişen savaşların inkâr edilemez gerçekliği ve kendi geleceğini güvence altına alma zorunluluğu ile karşı karşıya. Daha dinamik bir savunma sanayisi geliştirerek, teknolojik gücünü artırarak ve uluslararası sahnede birlik olmuş bir cephe sergileyerek Avrupa, algılanan kırılganlık konumundan emin bir caydırıcılık ve saygın bir kendi kendine yeterlilik konumuna geçmeyi hedefliyor. Önümüzdeki aylar, bu tartışmaların somut eylemlere dönüşüp dönüşmeyeceğini ve kıtayı 21. yüzyılın çok yönlü tehditlerine karşı koruyup korumayacağını belirlemede kritik öneme sahip olacak.