**Davos, İsviçre** – Uluslararası diplomasinin giderek daha çatışmalı bir hal aldığı şu günlerde, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın "Barış Kurulu" adını verdiği yeni bir girişimle küresel sorunlara çözüm bulma hedefi, dünya gündemine bomba gibi düştü. Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) duyurulan ve başlangıçta Gazze'nin yönetimi ile yeniden inşasını denetleyecek geçici bir yapı olarak lanse edilen bu öneri, hızla daha geniş bir jeopolitik ihtilaf alanını kapsayacak şekilde genişledi. Ancak, özellikle Batılı müttefiklerden gelen ciddi şüpheler, girişimin etkinliği ve mevcut uluslararası düzeni kökten değiştirme potansiyeli hakkında soru işaretleri doğuruyor.
Trump'ın "Barış Kurulu"nda "devri daim" başkanı olarak belirlendiği ve elli ülkeye davet gönderildiği belirtiliyor. Ancak daimi üyelik için gereken bir milyar dolarlık "giriş bileti", birçok potansiyel katılımcı için aşılmaz bir engel teşkil ediyor. İmza törenine Kıbrıs ve Macaristan temsilcilerinin katılması ve Macaristan Başbakanı Viktor Orbán'ın "Trump varsa, barış vardır" gibi veciz bir sözle konsepti onaylaması dikkat çekiciydi. Buna karşın, Avrupa Birliği'nin büyük bir bölümünün bu girişime mesafeli durduğu görülüyor. Geleneksel liberal demokrasilerin bu sınırlı katılımı, Orta Doğu, Avrasya ve Küresel Güney ülkelerinden gelen güçlü katılımla keskin bir tezat oluşturuyor. Bu durum, Trump'ın bilinçli olarak alternatif bir diplomatik blok oluşturma çabası olarak yorumlanıyor.
Kurulun temellerinin hızla Gazze'den uzaklaştığı anlaşılıyor. Trump'ın Kanada'nın davetini "Truth Social" üzerinden kamuoyu önünde geri çekmesi gibi tek taraflı karar alma mekanizmaları ve yetki alanının bu denli hızlı genişlemesi endişelere yol açtı. Kanada Maliye Bakanı François-Philippe Champagne'ın da belirttiği gibi, ülkenin yüksek ücreti karşılamayacağı yönündeki açıklama, Trump'ın ani kararının tetikleyicisi olmuş gibi görünüyor. Bu gelişme, girişimin lider odaklı doğasını gözler önüne seriyor; burada bireysel rıza ve mali kapasite, çok taraflı fikir birliği oluşturma çabalarının önüne geçiyor.
Kıbrıs gibi davet edilen bazı ülkelerin, ortak Avrupa Birliği pozisyonlarına bağlı kalma tercihi ve "Barış Kurulu"nun Birleşmiş Milletler'in (BM) mevcut otoritesini zayıflatabileceği endişeleri nedeniyle katılımı reddettiği bildiriliyor. Savaş sonrası çok taraflılığın temel taşı olan BM, Trump'ın hız ve doğrudan anlaşma odaklı yeni kurumsal yapılar inşa etme çabalarıyla potansiyel bir meydan okumayla karşı karşıya. Büyük küresel güçlerin ve ABD'nin köklü müttefiklerinin bu yeni yapının dışında kalması, gerçek ve kalıcı küresel uyumu teşvik etme potansiyeli üzerinde uzun bir gölge düşürüyor. Gözlemciler, Trump'ın amacının, uluslararası ilişkileri onlarca yıldır yöneten yerleşik normları ve mimarileri sorgulayarak, görünüşte kendi liderliği etrafında şekillenen yeni bir uluslararası kurumlar takımyıldızı yaratmak olabileceğini öne sürüyor. Bu seçici platformun etkinliği ve uzun vadeli sonuçları henüz belirsizliğini koruyor, ancak ortaya çıkışı şüphesiz geleneksel diplomatik yaklaşımlardan belirgin bir kopuşu işaret ediyor.