Uganda'da başkanlık seçimlerinin sonuçları açıklandı ve Yoweri Museveni, dört on yıllık iktidarını bir dönem daha uzattı. Ancak Pazar günü duyurulan bu zafer, muhalefetin "hileli" olarak nitelediği seçim süreci ve yaşanan baskılar nedeniyle büyük tepkiyle karşılandı. Ülke genelinde uygulanan internet kesintisi ve devlet destekli olduğu iddia edilen baskılar, seçimlerin şeffaflığına gölge düşürdü.
Yedinci kez aday olan mevcut başkan Museveni'nin resmi oyların yüzde 72'sini aldığı belirtilirken, karizmatik muhalefet lideri Bobi Wine bu sonuçları sert bir dille reddetti. Ulusal Birlik Platformu'nun (NUP) başkanı Wine, resmi sonuçlarda yüzde 25 oy aldığını ve seçimin "sahte" olduğunu savunuyor. Oy pusulalarının doldurulması ve seçim görevlilerinin kaçırılması gibi usulsüzlüklerin yaygın olduğunu iddia eden Wine'ın sözleri, yerel ve uluslararası gözlemciler tarafından da destekleniyor. Freedom House gibi insan hakları kuruluşları, Uganda'yı uzun süredir "özgür olmayan" bir ülke olarak tanımlıyor.
Seçim öncesi ve sonrası hissedilen gerilim, adeta havada asılı kaldı. Perşembe gününden Cumartesi gecesine kadar süren neredeyse tam internet kesintisi, iletişimi ve bilgi akışını sekteye uğrattı. Bu durum, muhalefeti susturma ve algıyı kontrol etme çabası olarak yorumlandı. İnternet erişimi kısmen geri gelse de sosyal medya platformlarına erişim hala kısıtlı, bu da ifade özgürlüğünü ve kamusal tartışmayı engelliyor.
Tartışmaları daha da alevlendiren bir gelişme ise, muhalefet lideri Bobi Wine'ın evinin Cuma günü güvenlik güçleri tarafından basıldığı yönündeki iddialar oldu. Wine, evindeki elektrik ve güvenlik kameralarının devre dışı bırakıldığını sosyal medyadan duyurdu. Ancak yetkililer, Wine'ın evini basmadıklarını, sadece potansiyel olayları önlemek amacıyla erişimi kısıtladıklarını iddia etti.
Seçim günü sandık başlarında büyük ölçüde barışçıl bir atmosfer hakimdi, ancak şiddet olayları da yaşandı. Polis ile muhalifler arasında çıkan çatışmalarda resmi rakamlara göre yedi kişi hayatını kaybetti, üç kişi yaralandı. Ancak muhalefet milletvekillerinden biri, güvenlik güçlerinin on kişinin ölümünden sorumlu olduğunu öne sürdü. Hükümet ise, bazı muhalif unsurları "yabancı güçlerle işbirliği yapan teröristler" ve "eşcinsel gruplar" olarak nitelendirerek güvenlik güçlerinin eylemlerini meşrulaştırmaya çalıştı. Bu açıklama, kışkırtıcı söylemi nedeniyle eleştirilere neden oldu.
Biyometrik kimlik doğrulama makinelerinin bazı şehir merkezlerinde arızalanması, oy sayımında manuel listelere dönülmesine yol açtı. Muhalefet bunu, "oy pusulalarının doldurulmasına ve Museveni'nin oy oranını şişirmeye olanak tanıyan bir manipülasyon" olarak gösteriyor.
Museveni'nin iktidarını sürdürmesi, 1986'dan beri süregelen liderliğinin pekişmesi anlamına geliyor. Ancak bu tartışmalı seçim, bildirilen insan hakları ihlalleri ve dijital özgürlüklere getirilen ağır kısıtlamalar, Uganda'nın demokratik siciline kara bir leke sürdü. Uluslararası toplum ve insan hakları savunucuları, demokratik normların aşınması ve uzun süredir güçlü liderliğe alışkın bir ülkede daha fazla istikrarsızlık potansiyeli konusunda endişeyle gelişmeleri izliyor.