**Sulawesi, Endonezya** – İnsanlığın bilişsel gelişimine dair anlayışımızı kökünden sarsacak nitelikte bir keşif yapıldı. Endonezya'nın Muna Adası'ndaki kireçtaşlı bir mağarada bulunan ve en az 67.800 yıl öncesine tarihlenen bir el baskısı, dünyanın en eski mağara sanatı olarak kayıtlara geçti. Bu olağanüstü bulgu, önceki rekor sahibi eseri önemli ölçüde geride bırakarak, karmaşık sanatsal ifadelerin daha erken ve daha geniş bir coğrafyada ortaya çıktığına dair güçlü kanıtlar sunuyor.
Özenle incelenen ve boynuz gibi görünmesi için parmak uçları kasıtlı olarak değiştirilmiş bir insan eli tasviri olduğu belirlenen bu eser, Endonezyalı ve Avustralyalı araştırmacılardan oluşan ortak bir ekip tarafından titizlikle incelendi. Griffith Üniversitesi'nden Profesör Adam Brumm ve Profesör Maxime Aubert'in liderliğindeki ekip, oker pigmentinin üzerini kaplayan kalsit birikintilerinin, şu ana kadar rekoru elinde tutan İspanya'daki bir el baskısından yaklaşık 11.000 yıl daha eski olduğunu tespit etti. Bu yeni veri, soyut düşünce ve sanatın "yaratıcı patlamasının" Buz Devri Avrupa'sıyla sınırlı olduğu yönündeki uzun süredir devam eden varsayımı yerle bir ediyor.
Profesör Brumm, bu keşfin gerektirdiği bilimsel mutabakattaki derin değişimi şöyle ifade etti: "Üniversitedeyken hakim anlatı, insan yaratıcılığının Avrupa'nın belirli bir köşesinde yeşerdiği yönündeydi. Ancak Endonezya'da ortaya çıkardığımız anlatısal sanat formları da dahil olmak üzere kanıtlar, Avrupamerkezci bakış açısını giderek savunulamaz hale getiriyor." El baskısını oluşturan teknikte, elin mağara duvarına bastırılıp ardından muhtemelen suyla karıştırılmış oker pigmentinin etrafına püskürtüldüğü anlaşılıyor. Parmaklardaki bilinçli değişiklik, arkeologların atalarımızda ancak yeni yeni tam olarak takdir etmeye başladığı sembolik bir niyet ve kavramsallık düzeyine işaret ediyor.
Liang Metanduno olarak bilinen mağara, tarih öncesi sanatın hazine sandığı niteliğinde. En eski eser el baskısı olsa da, sitede insan benzeri figürler ve yaban domuzu içeren, en az 51.200 yıl öncesine tarihlenen büyüleyici bir anlatı sahnesi gibi daha yakın tarihli tasvirler de bulunuyor. İlginç bir şekilde, ayrı bir kompozisyonda tavukla birlikte at binen bir figür tasvir ediliyor ki bu sahne, anakronistik unsurlarıyla araştırmacıları şaşkına çevirmiş durumda. Arkeolog Adhi Agus Oktaviana'nın 2015'teki ilk el baskısı incelemeleriyle başlayan Muna Adası mağaralarının devam eden keşfi, daha nice sürprizleri müjdeliyor.
Bu keşfin etkileri sadece sanatsal zaman çizelgelerinin ötesine uzanıyor. Bu kadar erken bir çağda Güneydoğu Asya'da böylesine gelişmiş bilişsel yeteneklerin varlığı, Sahul olarak bilinen devasa Avustralya-Yeni Gine kara kütlesine *Homo sapiens*'in daha erken göç ettiği argümanlarını güçlendiriyor. Bu, türümüzün bu yetenekleri izole ceplerde geliştirmek yerine, kökenlerinden beri mevcut olan doğuştan gelen yaratıcı ve sembolik yetilere sahip olduğu hipotezini destekliyor. Profesör Aubert, bu tarihlenmiş sanat eserlerinin sağladığı paha biçilmez içgörüye vurgu yaptı: "Dünya çapında muazzam miktarda kaya sanatı var, ancak bunları tarihlemek olağanüstü derecede zor. Tarihlendirme mümkün olduğunda, tamamen yeni bir bakış açısı açılıyor, geçmişe ve antik insanların zihinlerine samimi bir bakış sunuyor."
Saygın Nature dergisinde yayımlanan bu çığır açıcı bulgu, insan evriminin seyrinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor ve karmaşık düşünce ile sanatsal ifadenin küresel sahnede geç kalmış misafirler değil, türümüzün en erken evrelerinden beri derinlemesine işlemiş özellikleri olduğunu vurguluyor. Muna Adası'ndaki antik el baskısı, bir mağara duvarındaki renk lekesinden çok daha fazlası; bu, daha önce kavrayamadığımız binlerce yıl öncesine uzanan, yaratma, iletişim kurma ve dünyaya bir iz bırakma konusundaki kalıcı insan dürtüsünün güçlü bir kanıtıdır.