Amerika Birleşik Devletleri'nin arabuluculuğunda, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ile Ruanda arasında bir barış anlaşması imzalandı. Ancak, Washington'da imzalar atılırken, Kongo'nun doğusunda şiddetli çatışmalar yaşanmaya devam etti. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın adını taşıyan bir enstitüde düzenlenen zirvede, iki ülkenin dışişleri bakanları anlaşmayı kabul etti. Fakat bu diplomatik adım, sahada hemen hiçbir değişiklik yaratmadı.
Zirvede, DKC Lideri Félix Tshisekedi ve Ruanda Lideri Paul Kagame aynı odadaydı, ancak aralarında belirgin bir mesafe vardı. Hatta tokalaşmadılar bile. Trump'ın "Liderlere güveniyorum" şeklindeki umutlu sözleri, bölgeden gelen savaş haberleriyle çelişti. Özellikle Kamanyola adlı sınır kasabası, anlaşma sonrasında çatışmaların odağı haline geldi.
Kongo ordusu, bu sefer Burundi askerlerinin de yardımıyla, M23 adlı isyancı grupla şiddetli bir çatışmaya girdi. Patlamaların şiddetiyle binaların sallandığı bildirildi. Burundi yetkilileri, durumun daha da kötüleşebileceği uyarısında bulundu. Burundi'nin savaşa doğrudan katılması, sorunun artık daha geniş bir bölgeyi etkilediğini gösteriyor. Burundi, M23 isyancılarının başkentlerine ilerlemesini durdurmak için hareket ettiğini söylüyor.
Bu çatışmalardan en çok sivil halk etkileniyor. Yüzlerce korkmuş insan, evlerini terk ederek Ruanda sınırına doğru kaçmaya çalıştı. Bu durum, siyasetçilerin yüksek seviyede anlaşmalar yapması ile insanların günlük hayatta yaşadığı zorluklar arasındaki büyük farkı bir kez daha ortaya koydu. Uzmanlara göre, M23 grubunun tam zirve sırasında saldırılarını artırması kasıtlı bir hareket. Böylece hem pazarlık güçlerini artırmak hem de kendilerine danışılmadan yapılan anlaşmaları bozmak istiyorlar.
Sonuç olarak, dışarıdan gelen barış çabalarının bu karmaşık çatışmayı çözmekte yetersiz kalabileceği görülüyor. Bölgede uzun yıllardır devam eden düşmanlıklar, etnik sorunlar ve değerli doğal kaynaklar için verilen mücadele, basit bir anlaşmayla sona ermeyecek gibi görünüyor. Uluslararası toplumun, kağıt üzerindeki bu anlaşmayı gerçek ve kalıcı bir barışa dönüştürmek için daha derin çözümler bulması gerekiyor. Bu da, sorunun yalnızca sonuçlarını değil, asıl nedenlerini de ele almak anlamına geliyor.