Efsanevi mimar Frank Gehry, 96 yaşında Santa Monica'daki evinde vefat etti. Gehry, modern mimarinin sınırlarını zorlayan ve beton, çelik gibi malzemeleri adeta şiire dönüştüren bir isimdi. Onun ölümü, yalnızca bir mimarın değil, aynı zamanda kentleri baştan yaratan bir sanatçı kuşağının da sonunu simgeliyor.
Frank Gehry, 1929'da Toronto'da doğdu. Genç yaşta taşındığı Los Angeles'ın karışık ve kaotik ruhundan çok etkilendi. İlk yıllarında geleneksel ofislerde çalıştı. Ancak 1970'lerin sonunda, kendi Santa Monica'daki evini zincirli çit ve oluklu sac gibi sıradışı malzemelerle kaplayarak değiştirdi. Bu radikal değişiklik, onun mimariye meydan okuyan üslubunun ilk önemli örneği oldu. Bu ev hem büyük eleştiriler aldı hem de tüm dünyada mimarların dikkatini çekti.
Gehry'nin bu deneysel yaklaşımı, zamanla "dekonstrüktivizm" olarak adlandırıldı ve inanılmaz bir olgunluğa ulaştı. Onun dinamik, kıvrımlı ve parçalı geometrilerle bezeli yapıları, devasa heykeller gibi şehirlerin silüetlerine yerleşti. Kontrplaktan titanyuma kadar alışılmadık malzemeleri ustaca kullandı ve mimarinin katı kurallarını yıktı. Karmaşık tasarımlarını gerçeğe dönüştürmek için havacılık endüstrisinden aldığı ileri 3D yazılımları kullandı.
Onu bir kültür ikonuna dönüştüren eser, 1997'de açılan Guggenheim Müzesi Bilbao oldu. Titanyum kaplı, dalgalı cephesiyle Bask kentinin ışığını ve nehrini yansıtan bu bina, hemen bir başyapıt olarak kabul edildi. "Bilbao Etkisi" terimi, tek bir ikonik binanın bir şehrin kaderini nasıl değiştirebileceğini anlatmak için ortaya çıktı. Gehry, bu büyük başarıdan önce, 1989'da mimarlığın en önemli ödülü olan Pritzker Ödülü'nü kazanmıştı.
Gehry'nin etkisi tüm dünyaya yayıldı: Los Angeles'taki Walt Disney Konser Salonu, Prag'daki Dans Eden Ev ve Paris'teki Fondation Louis Vuitton gibi eserleri, bulundukları şehirlerin kimliğinin bir parçası haline geldi. İlginç bir şekilde, ilk zamanlarında sıradan bulunan bazı projeleri, zamanla korunması gereken tarihi eser statüsü kazandı. Bu durum, geç de olsa anlaşılan bir dehanın kanıtı oldu.
Mimarlık dünyası, eşi benzeri olmayan bir yaratıcıyı kaybetti. Frank Gehry'nin mirası, yalnızca binalardan ibaret değil. O, inşa edilmiş çevrenin insanda nasıl hayranlık, tartışma ve derin bir merak uyandırabileceğine dair kalıcı bir iz bıraktı. Mimariye kattığı bu duygusal ve biçimsel zenginlikle asla unutulmayacak.